“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” sözü öylesine kurulmuş bir ifade değildir. Bu iki kavramın yan yana gelişi, tesadüf değil, büyük bir düşüncenin sonucudur. Egemenlik, milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır. Çocuk ise o kaderin yarına taşınmasıdır. Eğer çocuklar güçlü değilse, egemenlik de güçlü değildir. Eğer çocuklar bilinçli değilse, bağımsızlık kalıcı değildir. Eğer çocuklar korunmuyorsa, yarınlar emniyette değildir. Çünkü çocuk sadece bir birey değildir. Çocuk, yarının öğretmenidir. Yarının doktorudur. Yarının çiftçisidir. Yarının bilim insanıdır. Yarının devlet adamıdır. Yarının vicdanıdır. Çocuk, bir milletin devamıdır.
İlhan Karaçay
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇUCUK BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
23 Nisan sadece bir milli bayram değil, insanlığa verilmiş büyük bir medeniyet dersidir. Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu eşsiz bayram, artık sadece Türkiye’nin değil, bütün insanlığın ortak değeri olarak görülmelidir.
Bir milletin bağımsızlık iradesiyle çocuk sevgisini aynı günde buluşturan 23 Nisan, dünyada eşi olmayan bir bayramdır.
Bu büyük mirasın bütün dünyada “Çocuk Bayramı” olarak tanınması için, Türkiye artık konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşımalı ve uluslararası baskıyı artırmalıdır.
Yıllardır “Uluslararası Çocuk Bayramı” dediğimiz 23 Nisan’ın, gerçekten bütün dünyada kabul görmesi isteniyorsa, artık söz değil girişim gerekir.
Savaşın ortasında çocukları düşünebilen bir liderin armağanı olan 23 Nisan, insanlığın ortak vicdanına seslenmektedir.
İlhan KARAÇAY
23 Nisan…
Bazı tarihler vardır, sadece geçmişi anlatmaz. Geleceği de tarif eder.
Sadece takvimde yer almaz, kalplerde yaşar, hafızalara kazınır ve bir milletin kaderini değiştirir.
23 Nisan işte böyle bir tarihtir.
Bu tarih, sadece bir bayram değildir. Bu tarih, bir milletin kendi kaderini eline aldığı gündür.
Bu tarih, işgal altındaki bir vatanın, yokluk ve yoksulluk içinden doğan iradesinin adıdır.
Bu tarih, “Artık söz milletindir” denildiği gündür.
Bu tarih, esarete karşı verilmiş en büyük cevaplardan biridir.
Ve belki de hepsinden önemlisi, bu tarih bir milletin geleceğini çocuklara emanet ettiği gündür.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Fakat o gün açılan sadece bir meclis değildi. O gün açılan şey, milletin iradesiydi. O gün açılan şey, Anadolu’nun bağrından yükselen direnişin kurumsallaşmasıydı. O gün açılan şey, boyun eğmemeye yemin etmiş bir halkın onuruydu. O gün açılan şey, karanlığın ortasında yanan bir umut ışığıydı.
Çünkü o günlerde ülke güllük gülistanlık değildi. Açlık vardı. Yoksulluk vardı. Yorgunluk vardı. Gözyaşı vardı. İşgal vardı. Umutsuzluk vardı. Fakat bütün bu karanlığın içinde sönmeyen bir şey daha vardı. O da inançtı. O inancın adı da Mustafa Kemal Atatürk’tü.
ATATÜRK’ÜN EŞSİZ VİZYONU

Atatürk’ü gerçekten anlamak isteyen, sadece cephelerde kazandığı zaferlere bakmamalıdır. Onu anlamak için, savaşın tam ortasında ve savaşın hemen sonrasında neyi düşündüğüne bakmak gerekir. Çünkü onu büyük yapan yalnızca savaş kazanması değildi. Onu büyük yapan, savaşın ötesini görebilmesiydi.
Bir lider düşünün. Ülkesi işgal altında. Halkı yorgun. Cephaneler sınırlı. Kaynaklar tükenmiş. Her şey ateş çemberinin içinde. Fakat o lider sadece bugünü kurtarmayı düşünmüyor. Yarınları kurmayı düşünüyor. “Bu devlet yaşayacaksa, kimlerle yaşayacak” sorusunu soruyor. “Bu ülke yarın kimlere emanet edilecek” diye düşünüyor. Ve cevabı çok net veriyor: Çocuklara.
İşte 23 Nisan’ın büyüklüğü buradadır. Bu, sıradan bir bayram kararı değildir. Bu, duygusal bir jest değildir. Bu, bir devlet aklıdır. Bu, bir medeniyet anlayışıdır. Bu, tarihin akışını değiştiren bir vizyondur.
Atatürk biliyordu ki savaşlar kazanılır, devletler kurulur, sınırlar çizilir. Fakat asıl mesele, o devleti ayakta tutacak nesli yetiştirmektir. Bir ülkenin gerçek gücü sadece topu, tüfeği, ordusu değildir. Bir ülkenin gerçek gücü, yetiştirdiği çocuklardır. Çocuklarına ne kadar değer verdiğidir. Onlara nasıl bir bilinç kazandırdığıdır. Onlara nasıl bir gelecek hazırladığıdır.
Bu yüzden 23 Nisan sadece bir bayram değildir. Bir eğitim anlayışıdır. Bir insanlık manifestosudur. Bir milletin kendi geleceğine duyduğu güvenin ilanıdır. Bir medeniyet iddiasıdır.
EGEMENLİK VE ÇOCUK: AYNI RUHUN İKİ PARÇASI

“Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” sözü öylesine kurulmuş bir ifade değildir. Bu iki kavramın yan yana gelişi, tesadüf değil, büyük bir düşüncenin sonucudur. Egemenlik, milletin kendi kaderine sahip çıkmasıdır. Çocuk ise o kaderin yarına taşınmasıdır.
Eğer çocuklar güçlü değilse, egemenlik de güçlü değildir. Eğer çocuklar bilinçli değilse, bağımsızlık kalıcı değildir. Eğer çocuklar korunmuyorsa, yarınlar emniyette değildir. Çünkü çocuk sadece bir birey değildir. Çocuk, yarının öğretmenidir. Yarının doktorudur. Yarının çiftçisidir. Yarının bilim insanıdır. Yarının devlet adamıdır. Yarının vicdanıdır. Çocuk, bir milletin devamıdır.
Bu yüzden 23 Nisan, sadece geçmişin kutlaması değildir. Geleceğin teminatıdır. Meydanlarda coşkuyla koşan, bayrak sallayan, şiir okuyan çocuklara bakarken aslında sadece bugünü görmüyoruz. Yarınları görüyoruz. Bu ülkenin istikbalini görüyoruz. O çocukların gözlerinde, bir milletin devam eden hikâyesini görüyoruz.
Onlara ne verirsek, yarın onu alacağız. Onlara korku verirsek korku büyüyecek. Onlara umut verirsek umut çoğalacak. Onlara değer verirsek, bu ülke değer kazanacak. Onlara bilinç kazandırırsak, bu millet daha da büyüyecek.
SAVAŞIN GÖLGESİNDE ÇOCUK OLMAK

Bugün 23 Nisan’ı coşkuyla kutluyoruz. Meydanlar doluyor. Bayraklar açılıyor. Çocuk sesleri sokaklara taşıyor. Fakat bir an durup şunu düşünmemiz gerekir: O günlerin çocukları nasıl bir hayat yaşadı?
Kurtuluş Savaşı yıllarında çocuk olmak, bugünkü gibi değildi. Oyuncak yoktu. Rahat yoktu. Güvenlik yoktu. Huzur yoktu. Birçok çocuk için çocukluk diye bir şey yoktu. Kimisi babasını cephede kaybetmişti. Kimisi annesiyle birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Kimisi açtı. Kimisi üşüyordu. Kimisinin ayağında ayakkabı bile yoktu. Kimisi bombaların, kurşunların, göç yollarının gölgesinde büyümeye çalışıyordu.
Bir çocuğun en doğal hakkı oyun oynamaktır. Ama o yılların çocukları oyun değil, acı gördü. Bir çocuğun en doğal hakkı okul sırasına oturmaktır. Ama o yılların birçok çocuğu hayatın sert yüzüyle çok erken tanıştı. Bir çocuğun en doğal hakkı güven içinde büyümektir. Ama o yılların çocukları güveni değil, mücadelenin ne demek olduğunu öğrendi.
İşte 23 Nisan’ın asıl derinliği burada yatar. O büyük acıların içinden bir millet doğdu. Ve o millet, kendi çocuklarına bir bayram armağan etti. Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir olaydır. Çünkü en zor günlerinde bile çocuklarını unutmayan bir anlayışın ürünüdür. Bu yüzden 23 Nisan sadece bir kutlama değildir. Bir hatırlamadır. Bir vefa borcudur. O neslin çektiği acılara, o milletin verdiği mücadeleye, o çocukların sessiz fedakârlığına duyulan saygının adıdır.
Bugün gülen her çocuk yüzü, aslında o fedakârlıkların sonucudur. Her şarkı, her şiir, her bayrak, her alkış, o büyük mücadelenin meyvesidir.
ULUSLARARASI BİR BAYRAM MI, YOKSA EKSİK KALMIŞ BİR İDDİA MI

Yıllardır gururla söylüyoruz: “23 Nisan dünya çocuklarının bayramıdır.”
Bu cümle çok güzel. Gurur verici. Büyük bir iddia taşıyor. Ama artık kendimize dürüst olmanın zamanı gelmiştir. Gerçekten öyle mi? Dünyanın kaç ülkesi 23 Nisan’ı biliyor? Kaç toplum, bu günü çocuk bayramı olarak tanıyor? Kaç ülkede 23 Nisan’ın arkasındaki tarihsel ve insani derinlik biliniyor?
Acı ama açık gerçek şudur: Bu bayramın kıymetini biz biliyoruz ama dünya yeterince bilmiyor. Evet, yıllardır başka ülkelerden çocuklar geliyor. Kültürel etkinlikler düzenleniyor. Farklı milletlerden çocuklar bir araya geliyor. Bunlar elbette önemlidir. Bunlar değerlidir. Ama bütün bunlar, küresel kabul anlamına gelmiyor.
Kendi kendimize “uluslararası” demekle bir bayram uluslararası hale gelmez. Bunun dünya ölçeğinde kabul görmesi gerekir. Bunun diplomatik bir güce, kültürel bir stratejiye ve sürekli bir çabaya dönüşmesi gerekir. Aksi halde bu çok kıymetli miras, sadece bizim içimizde büyüyen ama dünyaya yeterince anlatılamamış bir değer olarak kalır.
Burada açık konuşmak gerekir. Bu konuda eksik kaldık. Yeterince ısrarcı olamadık. Bu bayramın arkasındaki muazzam tarihsel, insani ve evrensel anlamı dünya kamuoyuna gerektiği kadar taşıyamadık.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’E TAŞINMASI GEREKEN BİR MİRAS
Dünyada birçok özel gün, uluslararası kuruluşlar ve özellikle Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış, kabul edilmiş ve evrensel bir anlam kazanmıştır. Kadınlar için günler vardır. İnsan hakları için günler vardır. Çevre için günler vardır. Sağlık için, barış için, özgürlük için özel günler vardır.
Peki çocuklar için neden 23 Nisan olmasın?
Düşünün. Bir savaşın içinden doğmuş bir meclis açılışı. Bir milletin bağımsızlık mücadelesi. Ve bu tarihi günün bir lider tarafından çocuklara armağan edilmesi. Bundan daha güçlü, daha manalı, daha evrensel bir sembol olabilir mi?
Aslında 23 Nisan, sadece Türkiye’nin bayramı olmaya sığmayacak kadar büyük bir anlam taşır. Çünkü bu bayramın özü şudur: Savaşların bile ortasında çocukları düşünebilmek. Yokluğun ortasında geleceğe yatırım yapabilmek. Bir milleti ayağa kaldırırken, o milletin çocuklarını en büyük emanet olarak görebilmek.
İşte bu nedenle devletimizin bu konuda çok daha güçlü bir irade göstermesi gerekir. 23 Nisan’ın “Dünya Çocuk Bayramı” olarak tanınması için ciddi ve sürekli diplomatik girişimler yapılmalıdır. Bu mesele birkaç törenden, birkaç iyi niyetli etkinlikten ibaret bırakılmamalıdır. Bir devlet politikası haline getirilmelidir. Bir kültür politikası olarak ele alınmalıdır. Eğitim projeleriyle desteklenmelidir. Uluslararası platformlarda sürekli anlatılmalıdır. Ve evet, konu Birleşmiş Milletler’e kadar taşınmalıdır.
Bu sadece bir öneri değildir. Bu, tarihi bir sorumluluktur. Çünkü bu bayram sadece bize ait değildir. İnsanlığa ait bir değerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun her çocuğun hakkı olan güveni, sevgiyi, geleceği ve umudu temsil eder.
DÜNYANIN BUGÜN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞU ŞEY: ÇOCUKLARI ANLAMAK

Bugün dünya, çocuklar için hâlâ güvenli bir yer değildir. Savaşlar devam ediyor. Göçler sürüyor. Yoksulluk derinleşiyor. Milyonlarca çocuk eğitimden mahrum kalıyor. Milyonlarca çocuk açlıkla mücadele ediyor. Milyonlarca çocuk, başkalarının siyasi hesaplarının, silahların, hırsların ve adaletsizliklerin bedelini ödüyor.
Bir çocuk bombaların sesinde büyüyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk aç yatıyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk okula gidemiyorsa, dünya eksiktir. Bir çocuk korku içinde yaşıyorsa, insanlık sınıfta kalmıştır.
İşte tam da bu yüzden 23 Nisan’ın anlamı bugün daha da büyüktür. Çünkü bu bayram sadece eğlenmek için değildir. Bu bayram sadece bayrak sallamak için değildir. Bu bayram, bir vicdan çağrısıdır. “Çocukları koruyun” diyen bir çağrıdır. “Onlara daha adil bir dünya bırakın” diyen bir çağrıdır.
Eğer biz 23 Nisan’ı gerçekten anlıyorsak, sadece kendi çocuklarımızın değil, dünyanın bütün çocuklarının acısını hissedebilmeliyiz. Çünkü Atatürk’ün çocuklara verdiği değer, sadece bir milletin sınırları içine hapsedilecek kadar dar bir düşünce değildir. Bu, evrensel bir insanlık bakışıdır.
GERÇEK KUTLAMA NEDİR

23 Nisan’ı kutlamak, sadece tören düzenlemek değildir. Sadece şiir okumak değildir. Sadece koltuklara çocukları oturtup sembolik görüntüler vermek değildir. Bunlar işin görünen tarafıdır. Asıl mesele, bu bayramın ruhunu hayata geçirebilmektir.
Gerçek kutlama, bir çocuğun eğitim almasını sağlamaktır. Gerçek kutlama, bir çocuğun aç kalmamasını sağlamaktır. Gerçek kutlama, çocuk işçiliğine karşı durmaktır. Gerçek kutlama, savaş mağduru çocuklara sahip çıkmaktır. Gerçek kutlama, çocukların hayal kurabileceği bir dünya inşa etmektir.
Çünkü hayal kuramayan bir çocuk, geleceğini de kuramaz. Hayalleri elinden alınmış bir çocuğun elinden sadece oyuncağı değil, yarını da alınmış olur. Oysa bir milletin en büyük zenginliği, çocuklarının gözlerindeki ışıktır. O ışık sönerse, gelecek kararır. O ışık güçlenirse, ülke de güçlenir.
Bir çocuğun gülmesi, bazen bütün nutuklardan daha anlamlıdır. Bir çocuğun güvenle okula gitmesi, bazen en büyük kalkınma hamlesinden daha değerlidir. Bir çocuğun korkmadan uyuyabilmesi, bazen bütün siyasi sloganlardan daha büyük bir başarıdır.
BU BAYRAM BİZİM VİCDANIMIZDIR






