Çakır, “Usta-çırak ilişkisini modern pazarlamayla birleştirmişler. Gıda, moda, otomotiv ve mobilya gibi alanlarda ‘vadi’ adı verilen kümelenmeler oluşturmuşlar. Her sektörel kümenin içine üniversiteler, meslek liseleri ve yan sanayileri yerleştirmişler.”
MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır Nisan Ayı Meclis Toplantısı’nda, yeni vergi düzenlemelerinin üretim, ihracat ve lojistik sektörlerine önemli avantajlar sağlayacağını belirterek Mersin’in bu süreçte Türkiye’nin en stratejik kentlerinden biri olacağını söyledi. Konuşmasını Almanya ve İtalya temaslarına değinerek sürdüren Çakır, Türkiye’nin artık düşük maliyetle değil; marka, kalite ve sürdürülebilirlik anlayışıyla dünyayla rekabet etmesi gerektiğini vurguladı.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Nisan Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Hamit İzol başkanlığında gerçekleştirildi.
Toplantıda söz alan MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, güncel ekonomik gelişmelere ve ay boyunca yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının ilk bölümünde hükümet tarafından uygulamaya alınan yeni vergi düzenlemelerine değinen Çakır, özellikle üretim, ihracat ve lojistik alanlarında önemli fırsatlar oluştuğunu belirterek Mersin’in bu süreçten en fazla avantaj sağlayacak şehirlerin başında geldiğini söyledi.
“Vergi düzenlemeleri üretimi ve ihracatı teşvik ediyor.. ”
Yeni düzenlemelerle imalatçı ve ihracatçı firmaların vergi oranlarının ciddi şekilde düşürüldüğünü kaydeden Çakır, “İmalatçı ihracatçıların vergileri yüzde 20’lerden yüzde 9’a, yalnız ihracat yapan firmaların vergileri ise yüzde 14’e kadar düştü. İstanbul Finans Merkezi’ne yurt dışından gelen sermayeye yüzde 95’e varan vergi avantajları getirildi. Amaç, özellikle Körfez bölgesindeki sermayeyi Türkiye’ye çekmek.” dedi.
Transit ticarette de yüzde 95’e yakın vergi indirimi sağlandığını ifade eden Çakır, bunun lojistik firmalarına önemli avantajlar sunduğunu söyledi.
Düzenlemelerin yalnızca mevcut ihracatçıları desteklemekle kalmayıp ihracat yapmayan firmaları da üretim ve ihracata yönlendirmeyi hedeflediğini vurgulayan Çakır, uygulamaların Türkiye’nin üretim gücünü artıracağını ifade etti.
“Mersin bu süreçten büyük avantaj sağlayacak...”
Mersin’in Türkiye’nin lojistik başkenti olduğunu vurgulayan Çakır, Irak ve Suriye’den gelen yüklerin liman altyapısı sayesinde Mersin üzerinden Avrupa’ya ulaştığını belirtti.

“İhracat yapan bir kentiz, aynı zamanda güçlü bir üretim altyapımız var. Bu teşvikler doğru uygulanırsa Mersin çok ciddi avantaj sağlayacak. Artık dış ticaret kenti olan Mersin’de firmalarımızı ihracata hazırlamak boynumuzun borcudur” diyen Çakır, transit ticarette sağlanan vergi avantajlarının da Mersin lojistik sektörünü güçlendireceğini söyledi.
İhracatçılara verilen yüzde 3’lük döviz dönüşüm desteğinin sürmesinin önemli olduğunu da belirten Çakır, bu desteğin artırılması yönünde talepleri bulunduğunu da ifade etti.
“Mersin’den Rotterdam’a uzanan yeni lojistik hat...”
Konuşmasında yurt dışı temaslarına da değinen Çakır, Almanya ziyaretleri kapsamında Avrupa’nın önemli lojistik merkezlerinden Duisport’ta incelemelerde bulunduklarını söyledi.
Mersin’den başlayıp Filyos Limanı üzerinden Avrupa’ya uzanacak yeni lojistik hat üzerinde çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Çakır, yüklerin iç denizler ve demiryolu bağlantılarıyla Avrupa’nın farklı noktalarına ulaştırılmasının planlandığını ifade etti.
Bu modelin karbon ayak izini azaltacağına dikkat çeken Çakır, denizyolu ve demiryolu taşımacılığının çevreci lojistik açısından büyük önem taşıdığını belirtti.
“Türkiye artık ucuzlukla değil marka değeriyle rekabet etmeli...”
Almanya ziyaretinin ardından Milano’daki Salone del Mobile Fuarı’na katıldıklarını belirten Çakır, burada sürdürülebilirlik, tasarım ve markalaşma anlayışını yakından inceleme fırsatı bulduklarını söyledi.
Fuardaki dönüşüme dikkat çeken Çakır, “Eskiden aşırı gösterişli tasarımlar öne çıkarken artık doğal ahşap, geri dönüşüm malzemeleri ve sade tasarımlar tercih ediliyor. Gösterişten çok kaliteye, hızdan çok sürdürülebilirliğe önem veriliyor.” dedi.
Türkiye’nin düşük işçilik maliyetleriyle rekabet etmesinin giderek zorlaştığını vurgulayan Çakır, şunları söyledi:
“Fransa ve İtalya bunu markalaşarak başardı. Ürüne hikâye yazıyorlar. Biz de kaliteli üretimimizi marka değeriyle desteklemek zorundayız. Ucuz değil; kaliteli, sürdürülebilir ve güçlü marka algısına sahip bir ülke olmalıyız.”
“Made in Italy modeli Türkiye’ye örnek olmalı...”
Milano temaslarında İtalya’nın markalaşma stratejilerini de incelediklerini belirten Çakır, “Made in Italy” kavramının yalnızca bir üretim etiketi olmadığını, devlet politikası olarak yönetildiğini söyledi.
İtalya’da tasarım ve markalaşmaya yönelik özel yapılanmalar bulunduğunu kaydeden Çakır, “Usta-çırak ilişkisini modern pazarlamayla birleştirmişler. Gıda, moda, otomotiv ve mobilya gibi alanlarda ‘vadi’ adı verilen kümelenmeler oluşturmuşlar. Her sektörel kümenin içine üniversiteler, meslek liseleri ve yan sanayileri yerleştirmişler.” dedi.
Türkiye’nin de benzer bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Çakır, “Made in Turkey kalite standardı oluşturmalıyız. Şehirlerimizin ve firmalarımızın markalaşmasını sağlamalıyız. Aynı dili konuşup yeni bir vizyonla hareket etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.






