Çocuklarla geçirilen iki saatlik gündüz programının ardından sahne bu kez yetişkinlere açıldı. “Misirlou” ile “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” melodileri büyük ilgi gördü. 1974’te Kombo Band ile Hollanda’ya gelen Hüsnü Uysal, yarım asır sonra Rotterdam’ın tarihî bir kutlamasında Anadolu Rock müziğinin sesi oldu. Hüsnü Uysal, artık sahnede yalnızca “Hüsnü” adını kullanıyor. Uysal “Türk Pop ve Rock Müzik Akademisi”, bağlama üstadı Nahim Avcı ise “Sazinstituut Avcı” ile birikimlerini yeni kuşaklara aktaracak. Hüsnü Uysal’a “Özlem” şarkısını yazdıran gurbetçi işçilerin fotoğrafı, İlhan Karaçay’ın görev yaptığı Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştı. Yıllar sonra fotoğraftaki sarı çizmeli işçinin kızı, “O adam benim babam” diyecekti. 2016’da Vreewijk’in 100’üncü kuruluş yıldönümünde eşi Anja Moll ile tiyatro sahnesine çıkan Hüsnü Uysal, on yıl sonra bu kez 200 yaşındaki Feyenoord’da alkışlandı.Bir gazete fotoğrafından doğan “Özlem” şarkısı, 1960’taki lâle arabası tanıklığı, müzik eğitmenliği, yazarlık, oyunculuk ve masal anlatıcılığı, Hüsnü Uysal’ın yarım asrı aşan çok yönlü sanat hayatını ortaya koyuyor.
İSTANBUL’DAN ROTTERDAM’A UZANAN YARIM ASIRLIK MÜZİK, EĞİTİM VE HİKÂYE ANLATICILIĞI SERÜVENİ.
|
|
|
|
|
|

İlhan KARAÇAY

200 YILLIK MAHALLEDE, YARIM ASIRLIK BİR SES
Rotterdam’ın Feyenoord mahallesi 200’üncü kuruluş yılını kutlarken, sahneye çıkan isimlerden biri Türkiye’den Hollanda’ya uzanan yarım asırlık bir müzik serüveninin temsilcisiydi: Hüsnü Uysal.
Gençliğinde İstanbul’da gitarıyla başlayan yolculuğunu 1974’ten bu yana Hollanda’da sürdüren Uysal, Retropol Orkestrası ve bağlama üstadı Nahim Avcı ile birlikte, mahallenin tarihî yıldönümüne Anadolu’nun sesini taşıdı.
Kutlama alanında gündüz saatleri çocuklara ayrılmıştı. Yaklaşık iki saat süren şovun ardından akşam programı başladı. Retropol Orkestrası’nın çok sesli yapısı içinde Hüsnü Uysal’ın gitarı ve sesi, Nahim Avcı’nın bağlamasıyla birleşti. Dinleyicilerin güçlü tezahüratı, sahnedeki sanatçıları da etkiledi.
Uysal, konser sonrasında duygularını, “Bağlama üstadı Nahim Avcı ile Retropol Orkestrası eşliğinde sahne aldık. İzleyiciler bize çok büyük ve olumlu bir tezahürat gösterdi. Hâlâ etkisi altındayız” sözleriyle anlattı.
Feyenoord’un 200’üncü yılı için De Kaai’de gündüz kurulan sahnede çocuklar ile iki saat geçirildi.
“MİSİRLOU” İLE “EŞKIYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”A ALKIŞ
Bağlama üstadı Nahim Avcı (elinde saz olan) ile beyaz saçlı sanatçı Hüsnü Uysal, Retropol Orkestrası eşliğinde Feyenoord’un 200’üncü yıl programında.
Gecenin öne çıkan bölümlerinden biri, dünyaca tanınan “Misirlou” ezgisiydi.
Akdeniz’den Balkanlara ve Orta Doğu’ya uzanan ortak bir müzik hafızasının parçası olan eser, orkestranın düzenlemesiyle seslendirildi. Ardından Zülfü Livaneli’nin yaptığı, Edip Akbayram’ın okuyarak şöhret yaptığı “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” melodisi geldi. İki eser de salonu dolduran izleyicilerden büyük alkış aldı.
Bu seçki, Hüsnü Uysal’ın müzikal kimliğini de özetliyordu.
O, Batı müziğinin armoni ve orkestra anlayışını Türkiye’nin ezgileriyle buluşturan kuşağın temsilcilerinden biri. Gitar ile bağlamanın aynı sahnede konuşması, Feyenoord gibi farklı kültürlerin yan yana yaşadığı bir mahallede ayrıca anlam kazandı.
Feyenoord mahallesinin 200’üncü kuruluş yıldönümünün kutlandığı salon tıklım tıklım doluydu ve o salonda Hüsnü Uysal ile Nahim Avcı, Retropol Orkestrası ile birlikte sahnedeydi.
FEYENOORD 200 YAŞINDA
Feyenoord mahallesinin 200’üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları için, Rotterdam’ın dört bir yanına yerleştirilen tanıtım afişlerinden biri.
Kutlamanın yapıldığı Feyenoord’un gelişimi 1826 yılına dayanıyor. O tarihte, Nieuwe Maas’ın güneyindeki eski Feyenoord adasının yerleşim alanına dönüşmesinin ilk adımları atıldı. Rotterdam limanının büyümesiyle mahalle, özellikle liman işçilerinin yaşadığı güçlü bir emekçi bölgesi haline geldi. Sonraki dönemlerde dünyanın farklı ülkelerinden gelen göçmenler de bu toplumsal dokunun parçası oldu.
200’üncü yıl programının yoğun bölümü 21-30 Ağustos 2026 tarihleri arasında, eski Unilever arazisi De Kaai’de düzenlendi. Dönme dolap, mahalle turları, çocuk etkinlikleri, atölyeler, yemek buluşmaları, dans ve konserler on gün boyunca birbirini izledi. Kutlama programının yıl sonuna kadar çeşitli etkinliklerle sürmesi planlandı.
Jübile yalnızca eğlence olarak tasarlanmadı. Mahalle sakinlerinin hatıralarını ve gelecek hayallerini bir araya getiren “Geleceğin Müzesi” de programın parçalarından biri oldu. Dönme dolabın kabinlerinde yapılan sesli anlatımlarla Feyenoordluların hikâyeleri ziyaretçilere aktarıldı.
Bununla birlikte, Hollanda basınına konuşan bazı mahalle sakinleri, çevre sorunları, hızlı araçlar, sokaklardaki kirlilik ve kendilerinin yeterince dinlenmediği düşüncesi nedeniyle kutlamalara mesafeli yaklaştı. Böylece 200’üncü yıl, geçmişle gurur duymanın yanı sıra mahallenin bugünü ve geleceği üzerinde düşünme fırsatına da dönüştü.
De Kaai’deki kutlama alanı, Feyenoord’un geçmişi ile geleceğini buluşturan on günlük programın merkezi oldu.
ARTIK SAHNEDEKİ ADI SADECE “HÜSNÜ”
Feyenoord’un 200’üncü yıl kutlamasında müzik, farklı kuşaklardan mahalle sakinlerini aynı salonda buluşturdu.
Hüsnü Uysal, yeni dönemle birlikte sahne adında da sadeleşmeye gittiğini açıkladı. Sanat yaşamını bundan böyle yalnızca “Hüsnü” adıyla sürdürecek. Bu tercih, yarım asırlık birikimin ardından yeni bir başlangıcın işareti niteliğinde.
Yeni başlangıcın en önemli ayağı eğitim olacak. Uysal, “Türk Pop ve Rock Müzik Akademisi” adıyla topluma açılmaya hazırlanıyor. Bağlama üstadı Nahim Avcı ise “Sazinstituut Avcı” adlı kuruluşta saz eğitimi verecek. İki sanatçı, sahnede temsil ettikleri iki müzik damarını, kurumsal bir eğitim faaliyetiyle yeni kuşaklara aktaracak.
Uysal ayrıca eylül ayında podcast yayınlarına başlayacağını bildirdi. Böylece sahne, sınıf, hikâye anlatıcılığı ve görsel çalışmalarla oluşan çok yönlü kariyerine yeni bir mecra daha ekleyecek.
Hüsnü Uysal, yeni dönemde sahne çalışmalarını “Hüsnü” adıyla sürdürecek.
İSTANBUL’DA BAŞLAYAN MÜZİK SERÜVENİ
İstanbul’da doğan Hüsnü Uysal, daha on altı yaşındayken gitar çalmaya başladı. Pop müzik ve melodik rock müziğine ilgi duydu; genç yaşlarda çeşitli profesyonel topluluklarla sahneye çıktı. Türkiye’nin tanınan jazz-rock topluluklarından yedi kişilik Kombo Orkestrası’nda gitarist ve şarkıcı olarak yer aldı.
Chicago ile Blood, Sweat & Tears gibi dönemin güçlü gruplarından etkilenen Kombo Band, Türkiye’de Fatih Erkoç, Edip Akbayram, Nükhet Duru, Selda Bağcan, Metin Ersoy, Tanju Okan, Esin Afşar ve Seyyal Taner gibi çok sayıda sanatçıya eşlik etti. Bu dönem Uysal’ın hem sahne disiplinini hem de farklı müzik türlerini bir araya getirme yeteneğini geliştirdi.

Hüsnü Uysal’ın Kombo Band yıllarından bir sahne fotoğrafı.
1974’TE KOMBO BAND İLE HOLLANDA’YA
Kombo Band, 1974 yılında Batı müziği icra ederek Avrupa’da şansını denemek amacıyla Hollanda’ya geldi. Grup, Rolling Stones’un da sahne aldığı Scheveningen Kurhaus ile Rotterdam’daki De Doelen gibi tanınmış mekânlarda konserler verdi. Aynı dönemde Hollanda’ya gelen Erol Büyükburç, Semiha Yankı, Erkin Koray ve Barış Manço gibi sanatçılara da eşlik etti.
Bu yolculuk Hüsnü Uysal için geçici bir Avrupa turnesi olmaktan çıktı ve kalıcı bir sanat hayatının başlangıcına dönüştü. Türkiye’de kazandığı sahne deneyimini Hollanda’nın kültür ortamına taşıdı; zamanla iki ülkenin müzik dili arasında kendine özgü bir köprü kurdu.
Hüsnü Uysal, gitarı ve kendine özgü sesiyle yarım asırdır Hollanda sahnelerinde.
DOSTLAR GRUBU, ANADOLU ROCK VE HOLLANDA SAHNELERİ
1980’li yıllarda Hollanda’da Türk pop ve Anadolu Rock müziği yapan ilk topluluklardan Dostlar Grubu’nun kurulmasında büyük katkı sağladı. Türk ve Batı müziği unsurlarını aynı repertuvarda buluşturan Dostlar, Poetry Park gibi festivallerde ve Hollanda’nın çeşitli sahnelerinde yer aldı; Herman Brood ve Fatal Flowers gibi isimlerin önünde sahneye çıktı.
Uysal, Hollandalı müzik gruplarıyla da çalıştı, Topkapı gibi Türk gruplarına yön verdi, aranjmanlar ve film müzikleri hazırladı. 1999 yılında Türkiye’ye yönelik bir albümün yapımına gitarist ve süpervizör olarak katkıda bulundu.
HOLLANDA’NIN İLK TÜRK POP MÜZİĞİ HOCASI
Rotterdam Konservatuarı’nın gitar bölümünde iki yıl eğitim gören Hüsnü Uysal, 2000 yılından itibaren Rotterdam’ın tanınmış müzik okulu SKVR’de Türk pop müziği bölümünün başlatılmasına öncülük etti. Seminerler verdi, gruplar çalıştırdı, gitar dersleri yürüttü. 2002 yılında Hollanda’da ilk kez Türk Pop Müziği hocası olarak görevlendirildi.
Hüsnü Uysal, müzik birikimini yalnızca sahne ve derslerle aktarmadı. Hollanda’da yayınlanan Türkçe Ekin dergisinde, yıllarca “Müzik Dünyası” başlığı altında yazılar kaleme aldı. Böylece Hollanda’daki Türk toplumuna müziğin yalnızca icracısı ve öğretmeni olarak değil, müzik üzerine düşünen ve yazan bir sanatçı olarak da seslendi.
Hüsnü Uysal, 2003 yılında TV Rijnmond’un “Dak van Rijnmond” programında sahne aldı. Radio Rijnmond’da Loes Luca ve René Broeder’in programlarına katıldı. The Little Cave Jongerencentrum, Zomerpodium Rozentuin, Bibliotheektheater, Schouwburgplein Açık Sahnesi, Delfshaven ve Noordplein Kültür Geçidi gibi farklı mekân ve etkinliklerde Hollandalı dinleyicilerin karşısına çıktı. Bu geniş sahne yelpazesi, Uysal’ın yalnızca Türk toplumuna seslenen bir müzisyen olmadığını, Rotterdam’ın genel kültür ve sanat hayatının da parçası haline geldiğini gösterdi.
Radyo ve televizyon programlarında yer alan Uysal, VARA Radyosu’nun “Spijkers met Koppen” programına da katıldı. Hüsnü Uysal, 2005 yılında “Grote Prijs van Zuid-Holland” yarışmasının şarkıcı-besteci kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı. Bu başarıya ulaşan ilk Türk müzisyen olarak Hollanda’daki müzik kariyerine önemli bir ödül daha ekledi..
EZİLMİŞLİĞİN VE HORLANMANIN ŞARKISI: “ÖZLEM”
Hüsnü Uysal’ın sanat hayatındaki en özel eserlerden biri “Özlem”dir.
Şarkı, yalnızca sıla hasretini değil, Avrupa’ya çalışmaya gelen ilk kuşak gurbetçilerin ağır işlerde yaşadığı ezilmişliği, yabancılık duygusunu ve görülmeyen alın terini de anlatır.
Hikâye 1982 yılında başladı. Uysal, Hürriyet gazetesinde Murat Çulcu’nun yabancı işçiler üzerine hazırladığı röportaj dizisinin tanıtım fotoğrafını gördü. Fotoğraftaki işçiler onu derinden etkiledi. İçinden, “Sana söz veriyorum. Bir gün senin için bir beste yapacağım” diye seslendi.
Murat Çulcu’nun yabancı işçiler üzerine hazırladığı yazı dizisinin Hüsnü Uysal’ı etkileyen tanıtım kupürü.
AYNI FOTOĞRAFTAN DOĞAN İKİNCİ HİKÂYE: “O ADAM BENİM BABAM”
İşin çok ilginç ve benim açımdan da duygulandırıcı bir tarafı vardı. Hüsnü Uysal’ın görüp etkilendiği bu fotoğraf, yıllarca görev yaptığım Hürriyet gazetesinde, arkadaşım Murat Çulcu’nun yabancı işçilerle ilgili röportajından alınarak yayınlanmıştı.
Fotoğrafta, sarı çizmeleri ve işçi elbiseleriyle kaldırım kenarında oturan gurbetçi işçilerden biri, Venlo’da temizlik işçisi olarak çalışan Şemsettin Mıhçı idi. O da binlerce gurbetçi gibi ağır şartlar altında çalışmış, alın teriyle ailesine ve çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamaya gayret etmişti.
Aradan yıllar geçti. Aynı fotoğrafı gören Songül Mıhçı van Brakel’den çok şaşırtıcı ve duygulandırıcı bir mesaj aldım: “Fotoğrafta önde oturan sarı çizmeli adamı hemen tanıdım. O adam benim babam.”
Songül, fotoğraf çekildiği sırada henüz dört yaşındaydı. Fotoğrafı annesine ve ağabeyine de göstermiş, onlar da sarı çizmeli işçinin, yıllar önce hayata veda eden Şemsettin Mıhçı olduğunu doğrulamışlardı.
Böylece aynı fotoğraf, yıllar sonra iki ayrı hikâyeyi birbirine bağladı. Hüsnü Uysal o fotoğraftaki gurbetçilerin ezilmişliğini, yalnızlığını ve sıla hasretini “Özlem” adlı eserine dönüştürdü. Şemsettin Mıhçı’nın kızı Songül ise aynı kareye bakarak, “O adam benim babam” dedi.
Bir gazete fotoğrafı, önce bir sanatçının yüreğinde şarkıya, yıllar sonra da bir evladın hafızasında babasına kavuştu.
Aradan iki yıl geçti. 1984’te, yabancı işçilere yönelik aşağılamaların ve olumsuz davranışların arttığı bir dönemde, bir gün yolda yürürken ayak sesleriyle kaldırım taşlarının ritmi birbirine karıştı. Uysal mırıldanmaya başladı. Şarkının ilk dörtlüğü böyle doğdu.
Eve döndüğünde duygularını kâğıda aktardı, melodiyi zaman içinde geliştirdi. Sözleri kendi hayatının ve gurbetteki insanın ortak hikâyesine dönüştürerek eserin adını “Özlem” koydu. Yıllar sonra da, “Bu sözler yabancılar konusunda bugün hâlâ geçerliliğini koruyor” diyecekti.

“Özlem”in ilk sözlerinin Hüsnü Uysal’ın el yazısıyla yer aldığı tarihî sayfa.
ÖZLEM
Dağları taşları, dereyi tepeyi aştım
Çoluğu çocuğu, kadınımı geride bıraktım
Ocağımdan ayrılınca düştüm eller arasına
Onlar mı, ben mi yabancı, anlayamadım hâlâ
Evim ocağım, taşım toprağım
Sıla hasretiyle yanarım
Hiçbir zaman tükenmeyecek
Benim özlem duygularım
Ağır işler verildi bana, yılmadan çalıştım altında
Çocuklarımın lokmasını topladım ter damlalarımda
Bu toprağın insanı olsam da sevmediler, sevemediler
Alın terimde boğulsam da görmediler, göremediler
Söz ve müzik: Hüsnü Uysal
18 Ekim 1984 – 31 Ağustos 2003
16 Mayıs 2006 tarihinde İstanbul 11. Noteri tarafından tescil edilmiştir.
Telif hakları Hüsnü Uysal’a aittir. İzinsiz kullanılamaz.
BİR FOTOĞRAFTAN ŞARKIYA, ŞARKIDAN ORTAK HAFIZAYA
“Özlem”, Hüsnü Uysal’ın konserlerinde yıllar boyunca büyük ilgi gördü. Çünkü şarkıda dile getirilen yalnızlık yalnızca bir kişinin duygusu değildi. Dağları ve tepeleri aşarak Avrupa’ya gelen, eşini ve çocuklarını geride bırakan, ağır işlerde ter döken yüz binlerce insan kendisini bu sözlerde buldu.
Uysal’ın sanatı tam da burada kişisel hikâyeyi toplumsal hafızaya dönüştürüyor. Feyenoord’un 200’üncü yıl sahnesinde alkışlanan sanatçı ile 1984’te kaldırım taşlarının ritminden ilham alan genç müzisyen arasında kesintisiz bir bağ var: Göçün hikâyesini müzikle anlatmak.
MÜZİKTEN ÖYKÜ VE MASAL ANLATICILIĞINA

Hüsnü Uysal’ın üretimi müzikle sınırlı kalmadı. Öykü, hikâye ve masal anlatıcılığı alanında da çalışmalar yaptı. SBS6 televizyonundaki “Een Tweede Carrière” filminde bir öyküsü yayınlandı ve filmin müzik fonunu da kendisi düzenledi.
Eveline van de Putte ile Veronica Nahmias’ın hazırladığı “De Hemelvrouw, Wereldsprookjes voor groot en klein” kitabında Nasreddin Hoca’nın “Bir Bilginle Buluşma” fıkrasını anlattı. Böylece Anadolu’nun sözlü anlatı geleneğini Hollandaca yayınlara ve Hollandalı dinleyicilere taşıdı.
Kendi bestelerini akustik gitar eşliğinde seslendiren Uysal’ın duygusal sözleri, kendine özgü sesi ve etkili sahne performansıyla birleşti. Radyo, televizyon, konser, eğitim, film ve kitap çalışmaları, onun tek bir sanat dalına sığmayan kimliğini ortaya koydu.
100 YILLIK VREEWIJK’TEN, 200 YILLIK FEYENOORD’A
Hüsnü Uysal’ın Rotterdam’ın tarihî mahallelerindeki toplumsal ve kültürel etkinliklere katkısı, Feyenoord’un 200’üncü yıl kutlamasıyla başlamadı.
Uysal, 2016 yılında Rotterdam-Zuid’daki Vreewijk semtinin 100’üncü kuruluş yıldönümü dolayısıyla hazırlanan tiyatro programında da yer aldı. Rotterdams Wijktheater tarafından sahnelenen “Status Apart(e)” adlı tiyatro oyununda, eşi Anja Moll ile birlikte rol üstlendi.
Yaklaşık iki buçuk saat süren ve Vreewijk’in farklı mekânlarında sahnelenen oyunda Hüsnü Uysal, yalnızca oyunculuk yapmadı. Kendi bestesi olan “Selam” adlı eserini de seslendirerek tiyatro ile müziği aynı sahnede buluşturdu.
Böylece Hüsnü Uysal, 2016 yılında Vreewijk’in 100’üncü kuruluş yıldönümünde, 2026 yılında ise Feyenoord’un 200’üncü kuruluş yıldönümünde sahneye çıktı.
Aradan tam on yıl geçti. Kutlanan mahallenin adı ve yaşı değişti ama, sahnedeki sanatçı değişmedi. Hüsnü Uysal, Rotterdam’ın toplumsal hafızasına bu kez gitarı, sesi ve yarım asrı aşan sanat birikimiyle yeniden eşlik etti.
60 YIL ÖNCESİNDEN BİR TANIKLIK: LÂLE ARABASI
Hüsnü Uysal’ın hafızasında yalnızca müzik tarihi yok. O, Türkiye ile Hollanda arasındaki lâle hikâyesinin 1960 yılında düzenlenen sembolik yolculuğuna da çocuk yaşta tanıklık etti.
13 Ocak 2021 tarihinde yayınladığım “Türkiye’ye Övgü Yağdıran ve Lâleyi Hollanda’ya Kazandıran Adam: Busbecq” başlıklı yazımı okuduğunda, Şehremini Ortaokulu öğrencisiyken yaşadığı o günü hatırladı. Yazıda, lâle soğanı yüklü posta arabasının 30 Mart 1960’ta İstanbul’dan ayrılıp eski rotayı izleyerek 38 günde Rotterdam’a ulaştığı anlatılıyordu.

1960’lı yıllarda Londra Asfaltı Caddesi. Hüsnü Uysal’ın hatırladığı olay, fotoğrafın sol tarafında yaşandı.
“TARİHÎ BİR FİLM ÇEKİLİYOR SANDIM”
Uysal ailesi o yıllarda Londra Asfaltı Caddesi yanındaki Topkapı Mahallesi’nde yaşıyordu. Yeni tamamlanan cadde İstanbul’un en modern yollarından biriydi. Bugünkü yoğun trafiğin aksine çevresi küçük tepeler, yeşil çayırlar ve boş arazilerle kaplıydı.
30 Mart 1960 günü okuldan çıkan Hüsnü Uysal, arkadaşlarıyla cadde çevresinde oynarken Topkapı surlarının dışındaki benzin istasyonunun yakınında küçük bir kalabalık gördü. Merakla yanlarına koştular.

Hüsnü Uysal’ın çocukluk hatırasına konu olan Londra Asfaltı ve çevresi.
Karşısında ikiden fazla atın çektiği gösterişli bir fayton vardı. Tarihî giysiler içindeki iri yapılı bir erkek ile bir kadın, üç ayak üzerinde çekime hazır bir film kamerası ve yarış bisikletleriyle bekleyen sporcular dikkatini çekti. Önce tarihî bir film çekildiğini sandı.
Lâle soğanlarını Hollanda’ya taşıyan tarihî kıyafetli kafilenin İstanbul’dan ayrılışı.
Çevredekilerden birine ne olduğunu sorduğunda, lâlenin Hollanda’ya gidişinin 400’üncü yılı için bir anma töreni düzenlendiğini öğrendi. Tarihî kıyafetli Hollandalı çift, lâle soğanlarını taşıyan araba ile uzun bir yolculuğa çıkacaktı. O gün gördükleri, genç Hüsnü’nün hafızasından bir daha hiç silinmedi.
O sırada Hollanda hakkında bildikleri, coğrafya kitabındaki yarım sayfalık bilgilerden ibaretti. Yıllar sonra hayatını Hollanda’da sürdüreceğini, müziği ve hikâyeleriyle iki ülke arasında köprü kuracağını elbette bilmiyordu.

Lâle arabasının tarihî yolculuğu, dönemin basınında da geniş yer buldu.

Lâle soğanları, İstanbul’dan Hollanda’ya doğru sembolik yolculuğa çıkarıldı.
İSTANBUL’DAN FEİJENOORD’A UZANAN BİR HAYAT
Şehremini Ortaokulu öğrencisiyken lâle arabasını seyreden çocuk, gençliğinde gitarıyla Türkiye sahnelerine çıktı. 1974’te Hollanda’ya geldi, Anadolu Rock müziğinin öncülerinden biri oldu, Hollandalı ve Türk müzisyenlerle çalıştı, konservatuarda eğitim gördü, yeni kuşaklara ders verdi, öyküler anlattı ve göçmenlerin duygularını şarkıya dönüştürdü.
Şimdi, Feyenoord’un 200’üncü yılında, bağlama ile gitarı aynı sahnede buluşturarak bu uzun yolculuğun yeni bir sayfasını açtı. “Hüsnü” sahne adı, Türk Pop ve Rock Müzik Akademisi, Sazinstituut Avcı ile iş birliği ve başlayacak podcast yayınları, geçmişe yaslanan fakat geleceğe bakan yeni dönemin işaretleri.
Feyenoord’un tarihini emekçiler ve göçmenler yazdı.
Hüsnü Uysal’ın yarım asırlık Hollanda serüveni de bu tarihin içindeki Türkçe, Anadolu kokan, gitar ve bağlama sesleriyle örülmüş sayfalardan biri oldu.





