Bedir Solmaz | Ýhanet | MERSİN MOZAİK
Bedir Solmaz

Bedir Solmaz

Ýhanet


Daha önce görülen yerlerden uzunca bir aradan sonra tekrar geçmek hüzne boðuyor insaný.

Gölgesinde soluklandýðýn kavak aðacýnýn bakmýþýn ki yerinde yeller esiyor…

Köküne sýrtýný dayayýp, günübirlik çýkar güdüsünün dümen suyuna girenlerce beton yýðýnýna dönüþtürülen güzelim Mersin’deki dut aðaçlarýnýn kökleniþini düþündüðün koca ceviz de keskin baltalara yenik düþmüþ…

Tipinden huylanýp isteksizce havlayan koca köpekte ortalýkta gözükmüyor; ya öldü ya da çaptan düþtüðü için bir tas yal çok görülerek kapý dýþarý edildi. Gün gelip ayný sonu paylaþacak olan nöbeti devralan genç köpekse pek hevesli, her geçene hýrlayýp diþ österiyor!..

Yapraklarý dökülen aðacýn uç dallarýndaki iðdeler ulaþýlmazlýðý, yanýndan geçen suyu kurumuþ dere terkedilmiþliði çaðrýþtýrýyor; bu duygularla ömür törpüsü hüznün sarmalýnda kývranýrken, dünyada yaþanan olumsuzluklarýn hemen hemen tümünde insan soyunun parmak izinin bulunmasý gerçeði karþýsýnda ürperiyorum.

Savaþlar, kýyýmlar, depremler, sel baskýnlarý, kýtlýk, hak ihlalleri, sömürü…

Ýhanete uðramýþ ören yerlerinin sessiz isyanýný iliklerimde duyumsuyorum...

Ölümü algýlayan insan soyunun akýl almaz eylemleri üzerine düþünürken, ihanet olgusunun çarpýcý bir þekilde iþlendiði Cengiz Aytmatov’un “Beyaz Gemi” isimli eserini anýmsýyorum. Ana ve babasý tarafýndan terk edilen eserin baþ kahramaný çocuk ihanete uðrayan ana maralýn öyküsüyle büyür.

Esenay kýyýsýnda yaþayan Kýrgýzlar, kökleri kurutulmak hesabýyla komþularý tarafýndan saldýrmama geleneðinin olduðu cenaze töreninde kýlýçtan geçirilirler. Ne var ki, ormana oynamaya giden bir kýz diðeri erkek iki çocuk kýyýmdan kurtulurlar. Aç kalan bu çocuklar ailelerini kýlýçtan geçirenlerin obasýna gider. Çocuklarýn kurtulmasýndan rahatsýzlýk duyan boy beyi, çocuklarý ortadan kaldýrma görevini yaþlý bir kadýna verir. Çocuklara acýyan kadýn uçurumun baþýnda ikilem içinde kývranýrken, ormanda gezinen insan sesli bir ana maral çocuklarýn kendisine verilmesini ister. Çocuklarý öldürmeye özü döymeyen yaþlý kadýn, “ Ben çocuklarý sana vereyim, ama dikkat et; bunlar insanoðlu sonra sen zararlý çýkarsýn…” yolunda sözler ederek uyarsa da, ana maral çocuklarý alýr ve  kendi yurduna götürüp büyütür. Çocuklardan çoðalan yeni Kýrgýz boyu, zamanla saygý göstergesi olarak ölülerin mezarýna maral boynuzu dikmeyi yaygýnlaþtýrýnca maral kýyýmý baþlar. Canýný kurtaran marallar baþka diyarlara göçer. Derken günlerden bir gün çocuk dedesinden öyküsünü dinlediði marallarla karþýlaþýr. Gelin görün ki, öykünün kötü kiþisinin tehdidi sonucu marallarý kutsal sayan dede de ana maralý öldürmek zorunda kalýr.

Ýhaneti hazmedemeyen çocuk, balýk olup yüzerek ana babasýna kavuþma hayali kurduðu Issýk Gölü’ne akan derenin azgýn sularýna býrakýp yaþamýna son verir.

Ýhanet eden de, uðrayan da insandýr!

Kiþi, kendini insanlaþtýran erdem kalesine kum zerreciði koymadýktan, koyamadýktan sonra ömür tüketmesi neye yarar?



ARÞÝV YAZILAR