OGRETMENLERİN HAYALİ
Hayallerinizin peşinden gidin...
Bu söz birçok öğretmenin öğrencilerine ilk önerisidir...
Peki öğretmenler kendi hayallerinin peşinden gidebiliyor mu?
Sabah erkenden okul yolunu tutan öğretmenlerimizi düşünelim. Ellerinde çantaları, zihinlerinde onlarca çocuğun geleceği vardır. Sınıfa girdiklerinde kapının arkasına kişisel dertlerinin ağırlıklarını taşıyan ceketlerini de asarlar. Çünkü karşılarında yalnızca öğrenciler değil, bir ülkenin yarınları durmaktadır. Ama ne yazık ki o kapı kapandığında dışarıda bekleyen sadece dertler değil aynı zamanda öğretmenerin geçim sıkıntılarıdır.
Bugün öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının en büyük sınavı sınıf içinde değil, hayatın tam ortasındadır. Artan kiralar, yükselen faturalar, temel gıdaya her ay gelen zamlar; sabrı, emeği ve fedakârlığı meslek tanımı haline gelmiş insanları yoksullukla baş başa bırakmaktadır. Bir öğretmenin maaşı artık ay sonunu değil, ayın ortasını bile görmekte zorlanmaktadır. Ek iş yapan, özel ders veren, hafta sonu başka alanlarda çalışmak zorunda kalan eğitim emekçileri, kendi öğrencilerine “hayallerinizin peşinden gidin” derken, kendi hayallerini hatırlamakta zorlanmaktadır. Belki de hayalleri bir market sepetini doldurmaktadır.
Eğitim çalışanı olmak, yalnızca ders anlatmak değildir. Rehberliktir, psikolojik destektir, bazen bir çocuğun ilk güven duyduğu yetişkin olmaktır. Ancak bu kadar büyük bir sorumluluğu, bu kadar düşük bir ekonomik güçle karşılamak mümkün değildir. Geçim sıkıntısı yaşayan öğretmenlerden yüksek motivasyon, sınırsız sabır ve tükenmeyen enerji beklemek vicdani değildir. Çünkü insan önce karnını, sonra vicdanını doyurur; önce huzur ister, sonra başkasının hayallerine umut olur.
Toplum olarak öğretmenlik mesleğini kutsal olarak görürüz. Ancak kutsal gördüğümüze hak ettiği değeri vermekte yeterli olamamaktayız. Sadece kutsal olarak görmek faturaları ödemez. Saygı, market kasasında geçmez. Alkış, kira kontratını yenilemez. Öğretmeni yücelten sözler değil, insanca yaşam koşulları olmalıdır. Eğitim çalışanlarının refahı bir lüks değil, doğrudan eğitim kalitesinin temelidir. Çünkü geçim derdiyle boğuşan bir eğitim sistemi, ülkemizin geleceğine güçlü bireyler yetiştiremez.
Çocuklarımızın yarınlarını emanet ettiğimiz insanlara neden gerekli özeni göstermiyoruz?
Öğretmen ayakta duramazken, eğitim sistemi nasıl sağlam kalabilir?
Bir ülkenin gelişmişliği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür. O değer, maaş bordrosunda görünmüyorsa; sınıflarda umut, koridorlarda yorgunluk birikir. Ve bir gün, bu yorgunluk hepimizin geleceğini sisli bir havaya büründürür.
Umut ederiz ki, yeni yılda eğitim çalışanlarına hak ettiği değer verilir.
Ulu Önderimiz Atatürk’ün belirttiği gibi: ‘Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.’





