Nedim Ýnce | BUGÜNÜN DÜNYASINDA BAUDELAÝRE ÜZERÝNE BÝR DENEME | MERSİN MOZAİK
Nedim Ýnce

Nedim Ýnce

BUGÜNÜN DÜNYASINDA BAUDELAÝRE ÜZERÝNE BÝR DENEME


Charles Pierre Baudelaire, Fransýz þair, deneme yazarý ve sanat eleþtirmenidir. 19. yüzyýlýn en önemli Fransýz þairlerinden olmasýnýn yaný sýra Edgar Allan Poe'nun eserlerini çeviren öncü sanatçýdýr.

Vikipedi’nin hakkýnda yazdýklarý: “Yaþadýðý dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaþantýsý üzerine inþa ettiði edebiyatý ve eleþtiri yazýlarý modernist estetiðin habercisi sayýlýr. Þiirlerini derlediði Kötülük Çiçekleri ve Paris Sýkýntýsý, Rimbaud'dan Mallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sýtký Tarancý'ya kadar pek çok þairin çarpýldýðý, 20. yüzyýl edebiyatýnýn en etkili kýlavuzlarý olur. Gerek klasik geleneðe, gerekse egemen çaðdaþ zihniyetlere karþý isyaný ve gerçekliðe kafa tuttuðu imgelemi, zamanýnda þiirlerinin yasaklanmasýna kadar varan düþmanlýklar uyandýrýr. Sonradan bu baþkaldýrý ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatýn çekirdeðini oluþturacaktýr.

Sevgili dostum þair, yazar ve usta þiir çevirmeni Dr. Osman Tuðlu, ki basýlan kitaplarýný artýk sayamaz olmuþtur sanýrým, bir sosyal medya paylaþýmýnda yer alan ‘Baudelaire büyük þairdir önermesi bugün kesinlikle yanlýþtýr.’ ifadesi üzerine oturup Baudelaire üzerine bir deneme kaleme almýþ.

Okuduðumda beni çok etkiledi; sosyal medya ekranlarýnda kalmasýna gönlüm razý gelmedi ve izniyle denemesini köþeme konuk ettim.

Söz Dr. Osman Tuðlu’da;

Aklýmdan geçer zaman zaman: Baudelaire bugün yaþasaydý nasýl düþünür davranýrdý diye. Mesela en çok neye yabancý hissederdi kendini? Büyük ihtimalle hýzýmýza deðil; temizliðimize. Düþüncenin, duygunun, hatta acýnýn bile steril hâle getirildiði bu dünyada, Baudelaire kendini bir yabancý gibi dolaþýrken bulurdu. Çünkü o, insaný ancak karanlýðýyla birlikte düþünebilen bir zihindi.

Bugünün Baudelaire’i, ne kolayca “Aydýnlanma karþýtý” etiketiyle yaftalanýrdý ne de romantik bir geçmiþ özlemiyle açýklanabilirdi. O, akla düþman olmazdý; aklýn tahta oturmasýna karþý çýkardý. Akýl, onun gözünde bir araçken, modern dünyada bir buyruða dönüþmüþtür. Artýk düþünmüyoruz; ölçüyoruz. Hissetmiyoruz; optimize ediyoruz.

Gündüzleri “ilerleme”, “verimlilik”, “potansiyel” gibi kelimeler dolaþýr durur etrafýmýzda. Baudelaire bu kelimelere karþý neredeyse fiziksel bir rahatsýzlýk hissederdi. Akþam olduðunda ise sokaklara karýþýrdý: neon ýþýklarý, yorgun yüzler, çürüyen meyveler, yarým kalmýþ hayatlar… Akla deðil duyuma inanýrdý. Veriye deðil kokuya. Bir istatistikten çok, bir sokaðýn melankolisiyle hakikate yaklaþýrdý.

Bilimsel olarak kanýtlandý” cümlesi onda güven deðil, kuþku uyandýrýrdý. Çünkü bu cümle, çoðu zaman insan deneyiminin pürüzlerini törpüleyen bir kapan gibidir. Oysa bir sokak lambasýnýn altýnda ezilmiþ bir portakal kabuðu, Baudelaire için modern bilimin asla tam olarak açýklayamayacaðý bir hakikat taþýrdý: çürüme, geçicilik ve güzelliðin iç içeliði.

Baudelaire Aydýnlanma ’ya bu yüzden mesafelidir. Akýl, insaný özgürleþtirmemiþtir ona göre; sadece köleliði daha zarif hâle getirmiþtir. Artýk zincirler görünmezdir. Tanrý’nýn yerini ölçülebilirlik, günahýn yerini verimsizlik almýþtýr. Ýnsan, sürekli daha iyi bir versiyonuna dönüþmesi gereken bir projeye indirgenmiþtir.

Bugün kulaða masum gelen “pozitif düþün”, “kendini geliþtir”, “mutlu olmayý seç” gibi ifadeler, Baudelaire’in gözünde birer ahlâk buyruðudur. Acýya yer yoktur bu dünyada; acý hemen düzeltilmesi gereken bir hata sayýlýr. Oysa bazý acýlar vardýr ki, çözülmek için deðil, taþýnmak için vardýr. Ýnsan, her zaman iyileþtirilecek bir varlýk deðildir; bazen sadece katlanýlmasý gereken bir çeliþkidir.

Bilimi reddetmezdi Baudelaire, ama bilimin her þeyin ölçüsü hâline gelmesine itiraz ederdi. “Her þey açýklanabilir” iddiasýný, insanýn kendi karanlýðýndan kaçma biçimi olarak görürdü. Psikolojiyi ciddiye alýrdý belki; fakat terapötik dilin her acýyý teknik bir probleme dönüþtürmesinden huzursuz olurdu. Çünkü bazý yaralar teþhis deðil, þiir ister.

Sosyal medyada olur muydu? Büyük ihtimalle evet. Ama “iyi insan” performansýna asla katýlmazdý. Erdemin sergilenmesinden, ahlâkýn teþhir edilmesinden tiksinirdi. Ýptal kültürünü modern bir linç ritüeli olarak okurdu. Tanrý yoktur artýk; ama günah listeleri hâlâ kalabalýktýr. Günah çýkarma yerini özür metinlerine, vaazlar yerini linç zincirlerine býrakmýþtýr.

Baudelaire ahlâka deðil, ahlâkýn insaný temize çekme arzusuna karþýdýr. Çünkü insan temiz deðildir. Ýnsan çeliþkilidir, karanlýktýr, çoðu zaman kendine düþmandýr. Ve bu karanlýk yok edilmemelidir. Bastýrýldýðýnda geri döner; ama estetikle terbiye edildiðinde anlam kazanýr.

Baudelaire’in akýl karþýtlýðý tam da buradadýr. Akla karþý deðildir; aklýn her þeyi açýklama iddiasýna karþýdýr. Ýnsan rasyonel bir varlýk deðildir. Ýnsan, çürümesiyle, tutkusuyla, düþüþüyle insandýr. Modern dünyanýn pürüzsüz, hijyenik ve sürekli mutlu insan idealine karþý, Baudelaire kirli ama sahici bir insanlýðý savunurdu.

Ve belki bugün de, bir köþe baþýnda durup þu cümleyi mýrýldanýrdý:

Ýnsan akýlla deðil, çürümesiyle tanýnýr.

Denemeyi sizlerle paylaþarak iyi etmiþim, deðil mi?



ARÞÝV YAZILAR