...içimdeki mapushane...
“Gündoðmuþ’un üstü çamlýk / bazý yeri kayalýk / volta yeterli gelmiyor / üstümüze çöktü hamlýk...”
Güçlükle kurtulduðum fazla kilolarý geri alma kaygýsýyla sektirmediðim sabah sporuna yaðan yaðmur nedeniyle çýkamayýnca, çözümü evin içini bir uçtan diðer uca yürümekete buldum. Bir iki tur derken, denken cezaevinde volta attýðým günler belleðimin derinliklerinden fýrlayarak ön plana çýktý.
Mersin, Erdemli ardýndan da Mula daðýnýn eteklerindeki Gündoðmuþ cezaevinin havalandýrmasýnda volta atarken, bitmeyecek kanýsýna kapýldýðým günler geçmiþte kalsa da, iþte böyle olur olmaz zamanlarda bir ok gibi içine saplanýveriyor insanýn.
Volta deyip geçmeyin, günler, aylar ve hatta yýllar boyu o demir parmaklýklarýn gerisinde ömür tüketenlerin hayaller dýþýnda çýktýðý tek yolculuktur...
Volta vurmanýn da kendine has raconu olduðunu 1977 yýlýnda ilk kez girdiðim, siyasi-adli hükümlü ve tutuklularýn birlikte kaldýðý, þimdilerde yerinde Jandarma Komutanlýðý Binasý bulunan dönemin yanan Mersin Cezaevi’nde kulaðý kesik mahkumlardan dinlemiþtim.
O yýllarda racona göre, birisinin voltasýný kesmek belaya davetiye çýkarmaktý. Özellikle yüz kýzartýcý olaylardan yatanlar baþta olmak üzere, içeri yeni düþenler, ývýr zývýr suçlardan mahkum olanlar dilediði gibi voltaya çýkamazdý. Onlar, cezaevinin kulaðý kesiklerinin dinlenmeye çekildiði saatlerde duvar kenarlarýnda dolaþýrlardý. Bu kurallar birçok cezaevinde 1980’li yýllardan sonra siyasilerin aðýrlýðýnýn artmasýyla birlikte büyük ölçüde geçerliliðini yitirmiþti. Günümüzde durum nasýl bilmiyorum...
Aslýnda içinden geçtiðimiz süreçte cezaevi olgusuna hiç birimiz çok uzak deðiliz; kiþi beklemediði bir anda girerken kocaman kapý, çýkýþta iðne deliðinden de küçük o soðuk mekanlarda bulabilir kendini...
Hoþ, büyük bir kavram kargaþasýnýn yaþandýðý ülkemizde dýþarýda olmasý gereken insanlarýn içeride, içeride olmasý gerekenlerin de dýþarýda elini kolunu sallaya sallaya gezdiði de ayrý bir gerçek ya!..
Bu duygularla o günlerde tuttuðum notlarý açtým; iþte bir günün özeti:
“Bugün banyo günü. Sabah spordan sonra çamaþýrýmý yýkayýp banyomu yaptým. Biraz gazete okudum. Þu an her zaman oturduðum köþeden yine her zamanki noktayý seyrediyorum. Gördüðüm, sadece çamýn tepesi, arkasý duvarýn sýnýrýný çizdiði gökyüzü. Bu sýnýr nasýl olsa bir gün bitecek. Az önce okuduðum gazetede, Nazilli Babadað’da evlerdeki dokuma tezgahlarýný konu ediyor Kenan Mortan inceleme yazýsýnda. 'Üzerimdekilerin bazýsý dao evlerin birinde dokunmuþtur belki...' diye düþündüm ve þu dizeler geçti içimden, ‘Babadaðdan daðýlýyor Anadolu’ya / ev halkýnýn alýnteri / gözünün nuru / bilir misiniz o insanlarýn halini / büyüklerin elleri nasýr / çocuklarýn gözü çapak çapak / dudaklarý kuru / ekmekleri yavan mý yavandýr...’
Bir ürün, nerede ne þartlarda üretilip yine ne þartlar altýnda tüketiliyor? sorusunu sordum kendi kendime.
Çeþitli düþüncelerin gel gidinde yine akþamý ettik. Yataða uzansam da gözümü alan ýþýðýn etkisinden bir türlü uykum gelmiyor. Ýnsanýn istediði zaman lambayý söndürememesi ne kötü...Yine ne kötüdür insanýn kapýyý kendisinin açýp kapatamamasý. Yine ne kötüdür düþünebilen, konuþabilen, üzülebilen, aðlayabilen bir varlýðýn dört duvar arkasýna kapatýlmasý. Bunlar düþündüklerimden sadece bazýlarý. Dýþarýyý, evi, çocuklarý düþünüyorum. Dýþarýdan söndürülüp, dýþarýdan yakýlan lambalarýn ýþýðýna bakarken...12.08.1983 Gündoðmuþ.. ”
Öyle günlerden geçiyoruz ki, kiþi dýþarýda olmasýna sevinemiyor bile. Ýþin özüne bakarsanýz ülkeyi sözde yönetenler, düþünen her insanýn içinde bir maphushane kurdular.
Sizi bilmem ama ben, dýarýda klsamda içimdeki mapushanenin havalandýrmasýnda volta atarak ömür tüketiyorum.





