Sevgi ile Nefret
Nazým Hikmet dizelerinde biten sevgisini bu þekilde ifade etmiþ:
‘Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçýyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktým da iþte iyice
Anladým ki sen de herkes gibisin.’
Ýnsan kalabilerek...
Toplum olarak duygularýmýzý keskin ifadelerle sýnýflamayý seviyoruz: sevgi iyi, nefret kötü. Oysa hayat bu kadar siyah-beyaz deðil. Sevgi ile nefret, sandýðýmýz kadar uzak kavramlarda deðildir. Ayný duygulardan beslenen çocuklar gibidir.
Sevgi, insanýn bir baþkasýna dokunma biçimidir. Yaklaþýr, anlamaya çalýþýr, bað kurar. Ýnsaný çoðaltýr. Nefret ise ilk bakýþta bunun tam karþýtý gibi görünür; uzaklaþtýrýr, keskinleþtirir, yýkar. Ama biraz durup baktýðýmýzda þunu fark ederiz: Nefret hiçbir zaman yoktan var olmaz. Onu besleyen, yaralanmýþ bir baðdýr.
Hiç sevmediðimiz, hiç önemsemediðimiz birini nefretle anmayýz. Onu sadece görmezden geliriz. Nefret, ilgisizliðin deðil; aksine yoðun bir iliþkinin, bozulmuþ bir temasýn sonucudur. Bu yüzden eski eþler, eski dostlar, eski ortaklýklar bu duygunun en verimli zeminidir. Sevginin olduðu yerde beklenti vardýr; beklentinin olduðu yerde hayal kýrýklýðý; hayal kýrýklýðýnýn olduðu yerde ise kýzgýnlýk, öfke.
Sevgi “sen varsýn ve deðerlisin” der.
Nefret ise “sen vardýn ama beni incittin” diye baþlar.
Buradaki kýrýlma kritiktir. Sevgi, incinmeye raðmen anlamaya yönelirse olgunlaþýr. Nefret ise incinmeyi tek gerçek kabul edip karþýsýndakini tamamýyla silmeye kalkar.
Bugün toplumsal dilimize baktýðýmýzda da ayný çizgiyi görürüz. Sosyal medyada linç kültürü, siyasette sertleþen üslup, aile içinde hýzla kopan baðlar… Hepsinin altýnda ortak bir refleks vardýr: Anlamaktan vazgeçmek. Oysa nefret, en çok anlamaya cesaret edemediðimiz yerde yükselir.
Belki de asýl soru þudur: Bir insaný sevmekten vazgeçtiðimizde ne yapýyoruz?
Eðer tamamen ilgisizleþebiliyorsak, bu bir kapanýþtýr. Ama içimiz hâlâ doluysa, hâlâ öfkeliysek, hâlâ konuþma ihtiyacý hissediyorsak orada sevginin gölgesi duruyordur.
Sevgi ile nefret arasýndaki fark, yön farkýdýr. Biri yaþatmaya, diðeri yok etmeye bakar. Ama ikisi de insanýn bað kurma ihtiyacýndan doðar. Mesele, bað koptuðunda hangi yöne döndüðümüzdür.
Belki de olgunlaþmak, nefret etmeyi öðrenmek deðil; incinsek bile insanlýktan çýkmamayý seçebilmektir.
Çünkü sevgi bitse bile, insan kalmak hâlâ mümkündür.





