Nedim Ýnce | CANLILIÐIMIZ HAYSÝYETÝMÝZ ÖYKÜ | MERSİN MOZAİK
Nedim Ýnce

Nedim Ýnce

CANLILIÐIMIZ HAYSÝYETÝMÝZ ÖYKÜ


Türkiye Yazarlar Sendikasý Dünya Öykü Günü olan 14 Þubat’ta her sene bir öykü bildirisi yayýnlar. Her yýl baþka bir yazarýn kaleme aldýðý bildiriyi bu sene yazma görevi Behçet Çelik’e düþmüþ. O da yazýnýn baþlýðý olan baþlýkla bir bildiriyi kaleme almýþ.

Öykü kimilerine edebî türlerin en harcýâlemi gibi görünür; oysa görünen yüzeyinin altýnda keþfedilmeyi bekleyen nice âlem saklýdýr. Uzaydaki baþka dünyalarý ya da öte dünyayý kastetmiyorum; her insanýn biricik, kendine has bir âlemi olmasýnýn sonucudur bu – içimizdeki saklý dünyalarý da unutmamak lazým elbette. Her birimizin baþkalarýnýnkinden farklý, benzersiz hikâyeleri, kendi hayatlarý var ve “Hayat” dediðimiz de bütün canlýlarýn hayatlarýnýn birlikte aktýðý devasa bir nehirden baþka bir þey deðil. Hikâyelerimizi özgürce, canlý olmanýn haysiyetine yakýþýr biçimde yazmamýz, yaþamamýz ise hayat nehrinde akanlarýn arasýnda bizim de bulunmamýzýn, hatta bizzat nehrin ta kendisi olmamýzýn bir gereði.

Öykünün önemini vurgulayan bu giriþten sonra, Behçet Çelik, öykünün ne olduðu ile devam etmiþ.

Ýþte bizim bu hikâyelerimize çok özel biçimlerde –sözgelimi eðip bükerek, hayaller, düþler, oyunlar ekleyerek ya da gevezelik ederek yahut eksilterek– dokunulmasýyla edebî bir tür olarak öykü ortaya çýkar, yazýlýr. Evet, bir yanýyla hikâyelerimizin biricikliðinin altýnýn çizilmesidir, ama bundan çok fazlasýdýr. Öykü, küçük bir parçada hem bütünün hem de o bütündeki baþka parçalarýn barýndýðýný, birlikte ayný evrende var ve etkileþim içinde olduklarýný duyurur bize. Öykünün yüzümüze tuttuðu aynadan baþkalarýna ait, zamanýn ve zeminin yansýma ve yanýlsamalarýyla iç içe geçmiþ, kýrýk ve çoðul görüntüler yansýr; ama biz kendimizi de görür gibi oluruz. Bu karþýlaþma sýrasýnda, bile isteye ya da farkýnda olmadan sakladýklarýmýzý ele verdiðimizi fark ederiz, baþkalarýna deðilse bile kendimize sobeleniriz, þaþakalýr ya da dehþete kapýlýrýz; kiminde kararýr kiminde ferahlarýz. Öyle ya da böyle, bizi okurken derinden çarpmýþ, izi kolay silinmeyecek bir bakýþmada takýlýp kaldýðýmýzý hissederiz.

Aslýnda insanlarýn hikaye anlatan varlýklar olduðunu biliyoruz. Sosyal bir varlýk olarak bir arada yaþamayý, iþbirliði yapmayý, üstelik çok büyük sayýlarla ve birbirlerini doðrudan tanýmadan da, anlattýklarý ve inandýklarý hikayeler sayesinde baþardýklarýný da biliyoruz.

Ýþte insanýn sözle baþlayan, önce söz vardý, hikaye anlatma özelliðinin bir mirasý olan öykünün edebi kökeni, MS 2. yüzyýlda ortaya çýkmýþ olan Pançatantra adlý Hint anlatýlarýndan esinlenerek Ýtalyan yazar Boccacio’nun yazmýþ olduðu Decameron adlý öykü kitabý kabul edilir. Öykü zaman içinde edebiyatýn önemli yazým türlerinden biri olmuþ, yazarlar kendi hallerini, insanlýk hallerini kýsa ve vurgulu metinlerle gözler önüne sermiþtir; kah durumu ve duygularý öne plana çýkararak, kah olaylarý… Daha yetenekli olanlar da her ikisini harmanlayarak…

Behçet Çelik öykünün günümüzde ne yaptýðýný anlatarak bitirmiþ bildiriyi ve bu yazýyý da bitirmiþ olsun.

Gerçeklerin üstünün göstere göstere örtüldüðü, tekdüze, tek tip hayatlarýn dayatýldýðý, farklýlýklarýn yok sayýldýðý, insanlara sadece ayakta kalmalarýna yetecek koþullarýn layýk

görüldüðü, güçlülerin önü sonsuzca açýlýrken onlarýn zulümlerine, haksýzlýklarýna karþý durmak için yan yana gelmeye çalýþanlarýn önüne sayýsýz engelin çýkartýldýðý, bu þekilde canlýlýðýmýza ve haysiyetimize sürekli ve farklý yollarla kastedilen günümüz dünyasýnda, öykü, biricikliðimize yaptýðý vurgunun yaný sýra hayal gücümüze, sezgilerimize güvenmemizi salýk veren, yeniliklere açýk olmayý, yaratýcýlýðý özendiren bakýþ açýsýyla canlý olmanýn türlü çeþit hallerini, iniþli çýkýþlý ritimlerini bize hatýrlatýyor; çok yüksek perdelere çýkmayan, derinlerden, diplerden, karanlýklardan geçerek geldiðini duyuran bir sesle yaþýyor olmanýn vazgeçilmez, teslim edilemez haysiyetinin diri kalmasýný saðlýyor.



ARÞÝV YAZILAR