Nedim Ýnce | SAKSI BÝTKÝSÝ | MERSİN MOZAİK
Nedim Ýnce

Nedim Ýnce

SAKSI BÝTKÝSÝ


Emperyalizm dünyayý sömürmekle yetinmiyor çoðu zaman… Ne yazýk ki savaþ ve yýkým sýk kullandýðý yöntemlerden olup birçok acý yaþanmasýna da yol açýyor; bu günlerde ABD ve Ýsrail’in Ýran’a saldýrarak yaptýðý gibi…

Kontrolüm dýþýnda, hoþ hayatýn ne kadarý kontrolümde ki, acý veren bir þeyler yaþadýðým zaman bir yandan bu duyguyu derinliðine yaþarken bir yandan da anýlarýmdan, bu olumsuz duygulara, bak olumlularý da var dedirtecek bir aný demetine baþvururum.

Bu yazýda böyle bir aný demetinden oluþmuþ bir metin.

Rahmetli babaannemin köydeki avlumuzda, evin güney duvarýndan baþlayan küçük, güzel mi güzel bir bahçesi vardý. Etrafýný kümes hayvanlarýndan ve çocuklardan korumak için çitlerle çevirdiði bu bahçeye girdiðinde adeta baþka bir dünyada yaþýyordu.

Kendi beðenisine göre oluþturduðu bahçesine sadece bir aðaç dikmiþti: ‘buranýn koruyucusu benim’ edasýndaki Nar Aðacý…

Çoðu teneke kutulardan oluþmuþ onlarca saksýda, koku yarýþý yapan rengârenk çiçekler; ayrý bir ahenk içinde babaannem tarafýndan bahçeye daðýtýlmýþtý.

Renklerin dansýna kokularýn kýþkýrtýcýlýðý eklenince babaannemin orayý neden bu kadar sevdiði anlaþýlýyordu.

Küpe’den, Sardunya’ya, Begonya’ya, Ortanca’ya ve de ille de mis kokulu Karanfil’e kadar ne ararsan hepsi oradaydý. Menekþeler bahçenin en korunaklý yerinde bizlere gülümserdi. Zambaklar ise bu bahçenin kraliçesi benim edasýyla hafif rüzgarda salýna salýna kokusunu dört bir yana yayardý. Hala adýný bilmediðim baþka birçok çiçeði de hesaba katarsak bahçede yer alan saksýlardaki renk cümbüþünü tahmin edebilirsiniz.

O zamandan bu yana saksý denince benim aklýma rengarenk çiçekler açan bitkiler gelir ve sadece çiçek diye adlandýrdýðýmýz..

Mersin’e gelene kadar ki yaþantýmda evde her zaman birkaç saksý çiçek bulunmuþluðu vardýr. Muayenehane açýlýþýma hediye çiçeklerin yaný sýra saksýlar içinde büyüklü, küçüklü yeþil yapraklarý olan bitkiler de geldi. “Bu ne?” diye sorduðumda aldýðým yanýt “saksý çiçeði” oldu. “Ne zaman çiçek açar?” dediðimde ise yüzüme garip bir þekilde bakarak, “hiçbir zaman” dediler. Tabii ki “ne renk” dememe gerek kalmamýþtý…

Sevgili Cezmi Koca, Mersin’deki son yýllarýmda tanýdýðým ve bunca sene Mersin’de olup da tanýþmamýþ olmaktan dolayý büyük üzüntü duyduðum, edebiyat, sinema, hayat üzerine lebiderya bir dostum ve Mersin’den ayrýlalý on yýl olmasýna raðmen derinleþen dostluðumuzdan onur duyduðum bir güzel insan.

Mersin’den ayrýlmadan kýsa bir süre önce yazdýðým bir öykü üzerinde benimle birlikte çalýþma nezaketini gösterdi. Öykünün berbatlýðý ayan beyan ortadayken, bunu görmezden gelen, bana

sabýrla katlanan ve cesaretimi büyük bir nezaketle tahkim etmeye çalýþan davranýþlarý her türlü takdirin üstündeydi.

Onun için eziyet benim için yeni bir þeyler öðrenmenin keyfi olan bu süreçte, sevgili Cezmi, öyküde geçen “saksý bitkisi” ismine takýlýnca, yukarýda anlattýðým bir aný demeti sökün edip geldi anýlar bahçesinden. Sevgili Cezmi’nin ýsrarý, öyküyü yeniden yazarken iþe yarayacak mý o zaman bilmiyordum; “saksý bitkisinin’ yerini ‘saksý çiçeði’ alacak mý, merak ediyordum.

Þimdiye kadar bir kitabý dolduracak kadar öykü yazamasam da hala bilmezden geliyor ve merakýmý taze tutuyorum.

Belki de sayede bir bakarsýnýz bir öykü kitabýyla çýkarým karþýnýza; Cezmi Koca’nýn editörlüðünü yaptýðý…

Belli mi olur…



ARÞÝV YAZILAR