SINANMAMIÞLIÐIN KÝBRÝ
Son günlerde ilgimi çeken bir kavramdýr: Sýnanmamýþlýðýn kibri...
Sosyal medyada da sýklýkla görür olduðum benim için yeni bir kavram…
Henüz kaybetmemiþ bireylerin kaybedenlere ya da yara almamýþlarýn yara alanlara ders veren sözleri… Henüz kaybetmeyenlerin kaybettiklerini düþündükleri insanlara yukarýdan bakan hallerinin kibrinden bahsediyorum.
Her insan mutlaka sýnanýr. Hayatýyla, saðlýlýðýyla, malýyla, mülküyle, sevdikleri ile, iþiyle, eþiyle,… Bugüne kadar sýnanmamýþ olmak bundan sonra da sýnanmayacaðý anlamýna gelmez…
Henüz sýnanmamýþ insanlarýn en büyük yanýlgýsý, hayatý ezbere bildiklerini sanmalarýdýr.
Oysa bazý anlar vardýr ki yalnýzca yaþanýlarak anlaþýlýr. Ýþte tam da bu noktada, “bilmiþlik” ile “sýnanmýþlýk” arasýndaki o keskin fark ortaya çýkar.
Günümüz dünyasýnda fikir sahibi olmak için maalesef ki yaþanmýþlýk gerekmemektedir. Sosyal medyada birkaç cümle görmek, bir iki tartýþmaya kulak misafiri olmak ya da baþkalarýnýn hayatlarýný uzaktan izlemek; insanlara kendilerini “bilir kiþi” gibi hissettirebilmektedir. Oysa “bilir kiþi” olmak için önce o hayatýn içinde ter dökmek gerekmektedir.
Ýnsanlarýn, hiç düþmemiþ olmanýn verdiði özgüvenle yürümeyi kusursuz sandýðý an sýnanmamýþlýðýn kibri ortaya çýkabilmektedir. Düþmek ya da yara almak, insanlarýn kendilerine iliþkin en doðru bilgileri edindiði andýr. Düþmeden kalkmanýn kýymeti bilinmemektedir; kaybetmeden kazanmanýn anlamý anlaþýlamamaktadýr.
Bir baþkasýnýn acýsý üzerine hüküm kurmak, en kolay yoldur. “Ben olsam böyle yapmazdým ya da ben böyle yapardým” cümlesi, çoðu zaman yaþanmamýþ bir hayatýn en iddialý cümlesi olabilmektedir. Oysa insanlar, hayatýn içine girdikçe “ben olsam” larýn yerini “öyle olmuyormuþ” lar alýr. Ýþte o zaman üslup sadeleþmekte, ses tonu sakinleþmekte, kesin yargýlarýn yerini ihtimaller almaktadýr.
Çünkü hayat; uzaktan bakýldýðýnda kusursuz gibi görünse de içine girildiðinde risklerle ve tehlikelerle dolu olabilmektedir. Her bireyin yolu da kendine özgüdür. Bu yüzden bir baþkasýnýn yoluna dair keskin hükümler vermek, aslýnda kendi yolunu hiç yürümemiþ olmaktan kaynaklanabilmektedir.
Sýnanmamýþlýðýn kibri, en çok da empatiyi öldürmektedir. Ýnsan anlamadýðý bir acýyý küçümsemeye, yaþamadýðý bir çaresizliði basite indirgemeye baþlamaktadýr. Oysa hayatýn en büyük kurnazlýðý, insanlarý tam da anlamadýðýný sandýðý yerden yakalamaktýr. Bir gün gelir, en yüksek sesle eleþtirilen durumun tam ortasýnda bulur insanoðlu kendini. Ýþte o an, insanlarýn içindeki o kibirli ses susar; yerine aðýr ama gerçek bir sessizlik çöker.
Belki de bu yüzden hayatta en kýymetli erdemlerden biri de kesin ve iddialý konuþmaktan kaçýnmaktýr. “Bilmiyorum” diyebilmek, “yaþamadým” diyebilmek, “anlamaya çalýþýyorum” diyebilmek… Bunlar zayýflýk deðil, aksine insanýn kendini tanýdýðýnýn iþaretidir.
Çünkü bilgelik; çok konuþmakla deðil, doðru yerde susabilmekledir. Gerçek olgunluk, baþkalarýnýn hayatýna hüküm kesmeden önce kendi hayatýnýn sýnavlarýný verebilmektir.
Unutulmamalýdýr ki hayat, herkesi bir gün kendi cümleleriyle sýnar. Bugün büyük bir rahatlýkla kurulan yargýlar, yarýn insanýn karþýsýna birer sýnav olarak çýkabilecektir. Ýþte o gün geldiðinde dillerden þu sözcükler dökülür:
‘Hamdým, piþtim, yandým’ (Hz. Mevlana)





