...uykularýný kaçýrmalýyýz!
Davultepe’de denizin kýyýsýndayým; ak köpüklü dalgalar ayaklarýmý okþuyor...
Önümde Akdeniz, arkamda övünülen Uzay Çaðýnýn çirkinlikleri!
Ýnsanýn soyuna ihaneti sonucu yine sýrasýz ölümlerin kýrýmýyla eksiliyoruz!
Çarpýk yapýlaþma kurbaný Mersin'de ya þiddetli bir deprem olursa!
Teknik çevrelere göre, kentin binalarý çok yaþlý! Yaðan her yoðun yaðmurda sular altýnda kalan cadde ve sokaklar!
Hoþ eski yaðmurlarý da özler olduk ya!
Þimdilerde cadde ve sokaklarda yoðun trafik karmaþasý egemen!
Ekonomik sýkýntý eksenli üzensiz göçle kent daha çok kalabalýklaþtý...
Sahil, Anamur'un en uç noktasýna kadar kadar estetikten yoksun beton yýðýnlarýyla örülmüþ...
Ýþsizlik almýþ baþýný dörtnala giderken, toplumun büyük bir kesimi yokluk ve yoksunlukla boðuþuyor...
Tomurcuk bakýþlý çocuklar özlemle aðlarken, analar babalar naçarlýk denen çarkýn diþlileri arasýnda ezim ezim eziliyorlar…
Gözlerimi kapatýp bütün bunlarý düþünürken, bazý deðerlerin avuçta sýkýlan kuru kum zerrecikleri gibi kayýp gittiði gerçeði, kan olup arada bir tekleyen yorgun yüreðime damlýyor...
Az ilerimde mavi sonsuzluk; isteyene dönüþü olmayan yol, ölüm; yani kan gölüne dönüþen dünyadaki çirkinliklere daha fazla suç ortaðý olmaktan kurtulma seçeneði...
Ölüm, dirimin diðer yüzü, keskin býçaðýn aðzý kadar ürpertici olsa da çizginin öbür yakasýna geçmek, içinde cennet beklentisi ve cehennem korkusu taþýmayan birisi için hiç de zor deðil aslýnda...
Gelin görün ki, kiþinin çektiði acýlardan kurtulmak uðruna yeðlediði ölüm, geride kalan canlarý azaltýp dünyasýný yýkar!
Çizginin bir yaný bireysel kurtuluþ, diðer yaný baþkalarýna kavuran ateþ!
Oysa ölen deðil, geride kalanlar çeker acýyý...
Çok zor bir denklem deðil mi? Düþüncelerim bu gelgitte devinirken, ayaklarýmý okþayan dalgalarýn eþliðinde uzandýðým yolculukta gördüklerim, adý ölüm olsa da, emin olun bu dünyadaki kadar ürkünç gelmedi.
Gittiðim yerde, kökleri havada dallarý yerde Tuba aðaçlarý, huri kýzlarý, cehennem zebanileri, kaynar kazanlar falan yoktu.
Yýldýzeli yaylalarýnda esen seher yeliyle dalgalanan her bir otta, halkýný sevdiði için asýlan Banazlý Pir Sultan ile Madýmak Oteli’nde yakýlan aydýnlarý gördüm, “Alevi Sünnilik nedir / Menfaattir var mý ötesi...” diyerek sazýn teline vuran Aþýk Veysel’i de.
Anadolu’nun iþgalden kurtuluþu uðruna canýný veren þehitler, ülkenin içinde bulunduðu duruma hayýflanýp,”Biz boþuna mý savaþtýk?” diyorlardý.
Aziz Nesin Çatalca’daki aðaçlarýn yapraklarýnda çocuklara el sallarken, Kalpaksýz Kuva-i Milliyeci Uður Mumcu, Anýtkabir’in bahçesindeki çiçeklerle güneþin doðmasýný bekliyordu...
Dünyadan zamansýzca göçerek çirkinliklere daha fazla suç ortaklýðý etmekten kurtulan insanlarýn toprakta, otta, aðaçta, suda sürdükleri yeni yaþama gýpta etsem de; baþkalarýna acý çektirme hakkýmýn olmadýðý gerçeðiyle çirkinliklerle bezeli dünyada ayak sürümeye yöneliyrum…
Çünkü þartlar ne kadar aðýr olsa da, yapraðý olduðumuz insanlýk aðacýna rengimizden birþeyler katmak adýna sorumluluklarýmýz var!
Yoz düzende elimizden fazal hiçbirþey gelmese bile, direnerek zalimleri varlýðýmýzla tedirgin edip uykularýný kaçýrmalýyýz!





