Barış Eroğlu | OKUL GÜVENLİĞİ MESELESİ | MERSİN MOZAİK
Barış Eroğlu

Barış Eroğlu

OKUL GÜVENLİĞİ MESELESİ


Okullarımız açıldı. Çocuklarımız yeniden sınıfları doldurdu. Servisler yollara çıktı, okul bahçeleri yeniden çocuk sesleriyle doldu. Öğretmenler öğrencileriyle kavuşmanın mutluluğunu yaşarken ebeveynlerin akıllarında bir soru dolaşıyor:

‘Çocuğum güvende mi?’

Bu durumu merak etmek, bir anne babanın en doğal düşüncesidir.

Devletimizin de en temel sorumluluklarından biri...

Bu nedenle okullarımızda güvenlik tedbirlerinin artırılmasına yönelik çalışmalar elbette kıymetlidir. Kameralar, güvenlik görevlileri, giriş-çıkış kontrolleri ve fiziki güvenlik önlemleri hepsi alınan tedbirlerin bir parçasıdır.

Peki, okullarımızı fiziki önlemlerle korumak yeterli midir?

Manisa'nın Turgutlu ilçesinde okul dışında yaşanan ancak okula da yansıyan şiddet olayı, bu soruyu yeniden önümüze koydu.

Güvenlik önlemlerini artırabiliriz. Okulun çevresine kameralar yerleştirebiliriz. Giriş çıkışları kontrol edebiliriz. Ama bütün bunlara rağmen okulun içinde ya da sokakta bir öğrenci başka bir öğrenciye şiddet uygulayabiliyorsa, demek ki meselemiz yalnızca okulun fiziki güvenliği değildir.

Çünkü şiddet bazen okulların kapısından girmez. Çocukların zihinlerinde yer bulur.

 

Eskiden bir çocuğun gelişimini büyük ölçüde ailesi, öğretmeni, arkadaşları ve yaşadığı mahalle şekillendirirdi.

Bugün ise çocuklarımızın cebinde kontrol edemediğimiz bir dünya var.

Bir ekran…

Bir sosyal medya hesabı…

Bir video…

Bir bilgisayar oyunu…

Bir sanal arkadaş grubu…

Ve çocukların karşısına ne zaman, hangi içeriğin çıkacağını her zaman bilemediğimiz kontrolsüz bir dijital dünya ile karşı karşıyayız.

Çocuklarımız artık yalnızca okulda değil, ekranların karşısında da eğitim alıyor.

Üstelik bu eğitimi çoğu zaman öğretmen vermiyor.

Sosyal medya veriyor.

İnternet veriyor.

İçerik üreticileri veriyor.

Algoritmalar veriyor.

Sanal oyunlar veriyor.

Fenomenler veriyor.

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken meselelerden biri de bu.

Çocuğun karşılaştığı her dijital içerikler elbette onu şiddete yöneltmez. Bir oyunun veya sosyal medya platformunun tek başına bir çocuğu şiddet uygulayan bireye dönüştürdüğünü söylemek de doğru değildir.

Ancak çocukların uzun süre maruz kaldığı içeriklerin; davranış biçimleri, kullandıkları dil, başkalarına bakışları ve şiddeti algılama biçimleri üzerinde etkili olabilecek bir çevre oluşturduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Sosyal medyada hakaretin eğlenceye dönüştürüldüğü, zorbalığın “şaka” adı altında normalleştirildiği, saldırganlığın izlenme ve beğeni getirdiği, şiddetin bir gösteri unsuruna dönüştüğü, sanal dünyada yapılan davranışların gerçek hayattaki sonuçlarının unutulduğu bir ortamdan söz ediyoruz.

Böyle bir ortamda çocuğa yalnızca “Bunu yapma” demek yeterli değildir.

Çocuğa neden yapmaması gerektiğini öğretmek gerekir.

İşte bunun adı eğitimdir.

Güvenlik kameraları davranış eğitimi vermez

Okulun koridorlarına kameralar koyabiliriz ama kameralar çocuklara empatiyi öğretemez.

Güvenlik görevlileri öğrencinin öfkesini yönetemez.

Turnikeler, arkadaşına saygı duymasını sağlayamaz.

Duvarlar, zorbalığı ortadan kaldıramaz.

Bunlar okul güvenliğinin araçlarıdır. Fakat eğitim araçları değildir.

Gerçek güvenlik, çocuğun davranışlarını doğru yönde şekillendirecek eğitimle başlar.

Bir çocuk öfkelendiğinde ne yapacağını bilmelidir.

Bir başkasıyla anlaşamadığında şiddet yerine iletişimi tercih etmelidir.

Arkadaşının farklılığını tehdit olarak görmemelidir.

Sosyal medyada karşısına çıkan her içeriği doğru kabul etmemelidir.

Bir videoda gördüğü davranışı gerçek hayatta taklit etmeden önce sorgulayabilmelidir.

Bir oyunda normal olanın gerçek hayatta neden normal olmadığını anlayabilmelidir.

Kısacası çocuklar, gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki farkı anlayabilecek bir bilinçle yetiştirilmelidir.

Bunu sağlayacak olan ise daha yüksek duvarlar değil, daha nitelikli eğitimdir.

Eğitim sistemimizde önemli bir değişikliğe ihtiyacımız var.

Şiddet ortaya çıktığında müdahale eden değil, şiddetin ortaya çıkma ihtimalini daha önceden fark eden bir sistem kurmalıyız.

Bir öğrencinin davranışı neden değişti?

Neden arkadaşlarından uzaklaşıyor?

Neden sürekli öfkeli?

Neden zorbalık yapıyor?

Neden zorbalığa maruz kalıyor?

Evinde ne yaşıyor?

Sosyal medyada ne görüyor?

Hangi içeriklere maruz kalıyor?

Sanal dünyada kimlerle iletişim kuruyor?

Bütün bu sorular artık eğitim sisteminin dışında görülemez.

Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini güçlendirmeliyiz.

Öğretmenleri öğrencilerin davranış değişikliklerini daha erken fark edebilecekleri şekilde desteklemeliyiz.

Aileleri dijital dünyanın riskleri konusunda bilinçlendirmeliyiz.

Çocuklara dijital okuryazarlık kazandırmalıyız.

Zorbalıkla mücadeleyi sistematik hâle getirmeliyiz.

Çocukların duygularını tanımasını, öfkesini yönetmesini ve çatışmaları şiddete başvurmadan çözmesini öğretmeliyiz.

Çünkü şiddetle mücadele yalnızca polislik bir mesele değildir. Şiddetle mücadele aynı zamanda bir eğitim meselesidir.

Öğretmeni önlükle değil, itibarıyla güçlendirmeliyiz.

Tam da bu noktada öğretmenlik meselesine geliyoruz.

Bugün çocuklarımızın karşısında yalnızca aile ve okul yok.

Ekranlar var.

Sosyal medya var.

Sanal oyunlar var.

Çocuğun zihnini şekillendiren sayısız dijital içerik var.

Böylesine karmaşık bir dünyada öğretmenin rolünü daha da güçlendirmemiz gerekirken, öğretmeni önlük üzerinden tartışmak eğitim meselesinin özünü kaçırmaktır.

Öğretmenin elbette düzenli ve mesleğine uygun bir görünümü olmalıdır.

Ancak öğretmenin toplumdaki itibarını belirleyen şey kıyafeti değildir.

Öğretmenin itibarı; bilgisiyle, adaletiyle, mesleki yeterliliğiyle, öğrencisiyle kurduğu güven ilişkisiyle ve toplumun öğretmenlik mesleğine verdiği değerle yükselir.

Çocuklarımızın sosyal medya karşısında savunmasız kalmaması için öğretmene ihtiyacımız vardır.

Sanal dünyada gördüğü şiddeti gerçek hayatta var zannetmemesi için öğretmene ihtiyacımız vardır.

Zorbalığa uğrayan çocuğu fark etmek için öğretmene ihtiyacımız vardır.

Şiddete yönelen çocuğun arkasındaki problemi anlamak için öğretmene ihtiyacımız vardır.

Çocuğa sadece ders anlatan değil, hayatı anlamayı öğreten öğretmene ihtiyacımız vardır.

O hâlde öğretmenin gücünü kıyafeti üzerinden değil, mesleki itibarı üzerinden tartışmalıyız.

Öğretmeni görünüşüyle değil, yetiştirdiği çocuklarla değerlendirmeliyiz.

 

Asıl güvenlik, çocuğun zihninde başlar

Bugün okul güvenliğini konuşurken sadece fiziki önlemlere takılmamalıyız.

Çocukların elindeki telefona da bakalım.

İzlediği videoya da bakalım.

Takip ettiği sosyal medya hesaplarına da bakalım.

Oynadığı oyunlara da bakalım.

Kimlerle iletişim kurduğuna da bakalım.

Ama en önemlisi, bütün bunlarla karşılaşan çocuğun nasıl bir eğitim aldığına bakalım.

Çünkü çocuğu dijital dünyadan tamamen koparamayız.

Teknolojiyi hayatımızdan çıkaramayız.

Sosyal medyayı yok sayamayız.

Sanal oyunları yasaklayarak bütün sorunları çözemeyiz.

Yapmamız gereken çocuklarımızı bu dünyanın içinde güçlü kılmaktır.

Onlara sorgulamayı öğretmektir.

Doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğretmektir.

Şiddeti reddetmeyi öğretmektir.

Empatiyi öğretmektir.

Öfkesini yönetmeyi öğretmektir.

Ekranda gördüğü her davranışı gerçek hayatın doğrusu olarak kabul etmemeyi öğretmektir.

Ve bütün bunları yapacak güçlü bir eğitim sistemi kurmaktır.

Kamera mı, daha güçlü eğitim mi?

Elbette kamera da olacak.

Elbette güvenlik görevlisi de olacak.

Elbette okulun fiziki şartları güvenli olacak.

Ama bunların hiçbirini eğitimin yerine koyamayız.

Çünkü kameralar çocukların elini tutamaz.

Turnikeler çocukların öfkesini yatıştıramaz.

Duvarlar çocuklara empatiyi öğretemez.

Bunları yapacak olan insanlardır.

Öğretmendir.

Ailedir.

Rehberlik servisleridir.

Ve bütün bunları destekleyen güçlü bir eğitim sistemidir.

Çocuklarımızı gerçekten korumak istiyorsak, yalnızca okul binalarını güvenli hâle getirmeye çalışmayalım.

Çocuklarımızın düşünce yapılarını da güvenli hâle getirelim.

Çünkü güvenli toplum, güvenlik kameralarının sayısıyla değil; çocukların davranışlarıyla oluşur.

Unutmayalım ki:

Okulları fiziki önlemlerle korumak güvenliktir; çocuğun geleceğini korumak ise eğitimdir.



ARŞİV YAZILAR