Filiz Soylu Bozan | Üçüncü Vaktim | MERSİN MOZAİK
Filiz Soylu Bozan

Filiz Soylu Bozan

Üçüncü Vaktim


Çocukluðumun geçtiði, kahverengi demirli balkonlarýyla, bir zamanlar Ereðli’nin gözde apartmanlarýndan biriyken yýllara yenik düþmüþ Özçýnar apartmanýnýn önündeydim. Yol uzun olmasa da yormuþtu bu kez beni, yorgundum yoldan önce de belki sebep buydu. Çocuklarý annemin “kurban olurum ben size” sözlerinin arasýnda arabadan indirirken sokaða þöyle bir baktým. Alýcý gözle bir bakýþ mýydý ? Sanmýyorum.

Valizleri yukarý taþýyýp kapýdan girdiðimde burnuma gelen demlenmiþ çay ve mis gibi börek kokusu sýcacýk, huzur dolu anne evimin  sarýp sarmalayacaðý hissiyle umutlandýrdý beni. Her yazýn klasiðiydi bu; çocuklarý da alýp serin havada, annemin yemekleri ve börekleri arasýnda, büyükbabamdan kalan kayýsý bahçelerinin tadýný çýkartarak, Ereðli’de bol sevgiyle 15 gün geçirmek.

Annemin tarifi kolay ama ayný lezzeti yakalamasý hiç mümkün olmayan peynirli böreðini afiyetle yiyip, çayýmýzý da enine boyuna içtikten sonra ön balkona kaçtým. Gözüm bitiþiðin üçüncü katýndaydý, annem anladý nereye, kime baktýðýmý. Arkamdan geldiðini fark etmemiþtim, torunlarýyla yuvarlanma merasiminden pek uzaklaþabilecek gibi durmuyordu zira. Ben de fýrsattan istifade balkonda bir sigara yakarým diye düþünmüþtüm. Annem elini omzuma koyup sarýldý bana. “Adalet öldü” dedi. Üçüncü katýn kahverengi balkon demirlerine kilitlendim, çakmak elimden düþtü, gözümden yaþlar süzülürken nefes alamadýðýmý hissettim. “Nasýl” diyebildim sadece annem cevap vermedi, dolu gözlerle o da üçüncü kata bakýyordu.

Ortaokuldaydým, çalýþkan bir öðrenciydim. Annem temiz pak giydirir, iyice tembihler, kahvaltýmýzý yaptýrýp okula gönderirdi her sabah bizi. Okul önemliydi, okumak da ,bi de saðýna soluna bakmadan doðruca okula gitmek. Annemin her tembihi bir emirdi benim için, yarým saat yürüdüðü yol boyunca yýllarca saðýna soluna gerçekten bakmadan gidebilen kaç kiþi vardýr? Sanýrým ben O birkaç nadir kýzdan biriydim sýnýfa girip sýrama oturuncaya kadar. Ön sýramda otururdu Cem, aðzý iyi laf yapar, rock müzik dinler, çantasýnýn tek askýsýný omzuna takar, kravatýný düzgün baðlamadýðý için neredeyse her gün azar yerdi öðretmelerden. Ben Cem’e deliler gibi aþýktým Cem de Özge’ye. O’nun sivilceli suratýndan daha yakýþýklý bir yüz yokmuþ gibi gelirdi bana. Kendini gösterme arzusuyla içinde kaynayan ergenliðe her yenik düþüþünde, dersi kaynatmak için her arkasýna dönüþünde ben oradaydým. Dersi ne kadar dikkatli dinlersem dinleyim her söylediðine cevap verir, komik olmasa da güler ve gözlerinin içine bakardým. Biliyordum, “diþlek Özge’nin” O’na göre olmadýðýný ve nasýl biri olduðunu anlayacaktý bir gün. Benim Özge’den daha güzel olduðumu, diþlerim çok düzgündü mesela, iyi kalpliydim, derin bir ruhum vardý, üstelik bu dünyadan da deðildim, O da deðildi. Biz birbirini tamamlayan bir kitap ve ayracý gibiydik. Ayraç olmadan nerede kaldýðýný hatýrlayabilir miydi insan? Cem ne zaman sözünü unutsa ben hatýrlatýrdým nerde kaldýðýný. Eninde sonunda görecekti beni, arka sýraya dönüp geyik yaptýðý bir kýzdan ibaret olmadýðýmý fark edecekti.

Anneme göre aþk diye bir kavram, duygu hatta kelime yoktu. Temiz pak, saðýna soluna bakmadan okula gitmeliydin, derslerini iyi dinlemeli, öðretmenlerine saygýlý olmalýydýn ve de çalýþkan. Okuldan çýkýnca da saða sola bakmadan doðruca eve gelmeliydin, akþam da yemeðini yiyip ödevlerini yapýp yatmalýydýn. Peki hayat böyle bir þeyse babama neden elleriyle soyup doðradýðý meyveleri yedirirdi, aþk sarmalýna dönmüþ dizileri neden hiç gözünü ayýrmadan seyrederdi?  Annem ne derse desin ben okula en çok Cem’i görmek için giderdim, bütün sorulara doðru cevabý vermek için Cem beni görsün diye parmak kaldýrýrdým ve edebiyat hocasýndan aldýðým tüm övgüleri O’na olan aþkýmýn kalemime verdiði güç sayesinde alýrdým. Aþk diye biþey vardý ve ben Cem’e deli gibi aþýktým.

Adalet Abla hiç evlenmemiþ, az konuþan mahallelinin deyimiyle gök gözlü, zayýf, pek de güzel olmayan bir kadýndý. Babamýn zar zor taksitlerini ödediði, o dönem için lüks sayýlabilecek kooperatifin yaptýðý apartman dairesine taþýndýðýmýzda, üç katlý çift daireli üç bloktan oluþan Özçýnar apartmanýnýn biz sol ikinci kat, onlar sað üçüncü kat sakinleriydi. Annesi yüksek tansiyon nedeniyle felç geçirmiþ, babasý Yusuf Amca yaþlý, topalak, nur yüzlü bir adamdý bir de kardeþi Nihat abi vardý doðuþtan engelli. Yedi kardeþtiler, hepsi okumuþ, biri doktor, biri Konya’da maliyede memur, biri noterde katip olmuþ. Annesi felç geçirince evi birinin çekip çevirmesi gerekmiþti, en büyük kýz çocuðu Adalet ablaydý ve evi çekip çevirme iþi de O’na kalmýþtý. Üniversitede okuyanlarýn üniversiteye gidecek kolileri, yazýn salça konserve iþi, evlenenlerin çeyizini hazýrlama, Yusuf Amca’nýn ilaçlarýný saatinde almasý, Nihat abinin banyosu, týrnaklarýnýn kesimi gibi bütün evin ve tüm ailenin her þeyiyle O ilgilenirdi. Kýz kardeþi Gülay annesinin felç geçirmesini ve ev iþleriyle Nihat abinin durumunu kabullenemediði için sakinleþtirici ile ayakta durur, Yusuf Amca’nýn yýllardýr Ereðli’de edindiði çevre ve gördüðü hürmet sayesinde bir noterde bulduðu katiplik iþine süzüle süzüle gidip gelirdi. “Aman Gülay duymasýnlar” arasýnda Adalet Abla O’nun iþten gelince yemeðini hazýrlar, kahvesini yapar, “Sen çýk biraz dolaþ, ben bulaþýklarý toplarým” deyip günlük rutinine akþam da kaldýðý yerden devam ederdi. Adalet Abla’nýn tek kaçamaðý anneme günlük yarým saat uðramasýydý. O gelince annem yuvarlak fincanlarda kahveleri yapar bizi de odamýza gönderirdi. Kahvelerini içer fýsýr fýsýr konuþurlardý. Evlenmediði ve gök gözleri yüzünden mahallede bir garip bakarlardý O’na. Annemin aslýnda mahalledeki kadýnlardan pek bir farký olmasa da; aþký kabul bile etmiyordu çünkü; Adalet Ablayý dýþlamayýp, O’nunla günlük kahve ve sohbeti annemin de bir kalbi var hissi uyandýrýrdý ben de.

O kahve sohbetlerinin birinde “anne kahvenizi ben yapayým mý bugün?” diye sordum, annem güldü “hadi yap bakalým senin elinden bi kahve içelim” dedi. Cezvede köpük kabarýncaya kadar kýþýk ateþte heyacanla bekledim kahvenin olmasýný. Önce kabaran köpükleri eþit þekilde fincanlara daðýtým sonra ocakta biraz daha kaynatýp doldurdum pembe çiçekli fincanlara. Tepsiye dizmemle birlikte oturma odasýndaydým, ilk olarak Adalet ablanýn kahvesini sonra anneminkini ve tabiî ki kendiminkini de alýp oturdum yanlarýna. “Bugün bana da fal bakar mýsýn Adalet abla “ dedim. Annem bana o ünlü bakýþýndan tabi ki fýrlattý, O’na bakmasam da hissedebiliyordum; ama umrumda deðildi. Cem Özge’yi býrakýp beni görecek miydi, sevecek miydi beni? Umursadýðým tek þey buydu. Bu pazartesi beni artýk kesin fark edecekti ve bunun da bir falla tasdiklenmesi gerekiyordu. Kahvemi hýzlýca içip fincanýmý çevirdim ve beklemeye baþladým. Sýra bir türlü benim fincanýma gelmiyordu. Ne olabilirdi ki annemin hayatýnda? Sabah kalkýp kahvaltýmýzý yaptýrýp üçümüzü de okula gönderir, biz gidince evi dip bucak temizleyip yemek yapardý. Akþam babam iþten gelir, elini yüzünü yýkar, üstünü deðiþtirir sonra da hep beraber yemek yerdik. Bazý akþamlar babam sallanarak gelir “tokum ben “ derdi. Haberlerin baþýna geçer, zam haberlerine küfrederdi. Anneme takýlýr “Sert kýzdýn mý bana” diye sorar, sallanarak gelmesinin özrünü dilerdi adeta. Yani ne olabilirdi ki annemin fincanýnda bu kadar uzun fal bakýlabilecek?

Oysa ben geçen Perþembe eteðimi belinden iki kez kývýrmýþtým dizimin üstünde dursun diye, Scorpions’ýn “Wind of Change” þarkýsýnýn tüm Ýngilizce dizelerini ezberlemiþtim, Cem’in en sevdiði grup ve tabi benim de. Dersten kaçýp kütüphanede tüm gün Leman okumuþtum, Cezmi Ersöz’ün aþka ve aþk acýsýna dair her cümlesini kazýmýþtým beynime.

Biri var yüzü sana dönük deðil ama dönecek” cümlesinde Adalet ablanýn gök gözlerinin içine öyle bir bakmýþtým ki anlamýþtý Adalet abla . “Çok deðil üç vakte kadar gelecek” dedi. “Bugün baþým aðrýyor biraz sonra yine bakarým ben sana “ dedi ve bitirdi falýmý. Fincanýnda güzel bir þey çýkarsa hemen götürüp yýkamak lazýmmýþ ki görülen olsun. Tepsiyi kaptýðýmla mutfaða koþtum, ayaðým kapýnýn mermer eþiðine takýldý nerdeyse annemin fal fincanlarýný tuzla buz ediyordum. Annemin “kýzým önüne baksana” cümlesinin arasýndan sývýþarak fincanýmý ve tabaðýný güzelce yýkadým. Pazartesi gün okula giderken saçlarýmý tarayýp yanlardan tel tokalar iliþtirdim. Üç vakte kadar demiþti Adalet abla, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi. Ýþte üçüncü vakit bu Pazartesi’ydi. Ýngilizce dersinde conversation (sohbet) saatinde Mary ve Adam’ý Cem ve Özge’nin tüm sýnýf önünde seslendirmesiyle üçüncü vaktin bu Pazartesi olmadýðýný anlamýþ oldum.

Adalet ablayla dostluðum yýllar boyu hiç gelmeyen o üç vakitlerle baþladý. Annem ne zaman yaptýðý kekten bir dilim, sarmadan bir tabak gönderecek olsa üçüncü kata, ben hazýr ve nazýrdým. Ben elimde bir tabakla gider gitmez Adalet abla da iþini gücünü býrakýr kahve yapar sonra da fal bakardý bana. Üç vakitler, saçý gür birisi bu derken benim “yok önü açýlmýþ biraz”, yuvarlak suratlý sanki derken “yok çenesi sivri”, zayýf da sanki birazýna karþýlýk “yoo kilolu aslýnda”larým arasýnda adý söylenmese de artýk tipi ortaya çýkmýþ ilk aþkým üzerinden bakýlan, Adalet ablanýn hiç evlenmemiþ olmasýna karþýlýk aþký anlayan kalbi ve ruhu arasýnda yeþeren bir dostluk. Sonralarý adýnýn içinde “E” vardý, “C” geçiyordu derken ben Cem’e olan aþkýmý Adalet ablaya anlatmaya baþladým. Mahalledeki kadýnlarýn O’nu garipsediði ve dýþladýðý yerden yeþeren sevgim, O’nu ablam sýrdaþým yaptý.

Okuldan geldiðin bir gün Adalet abla yine bizdeydi, aðlýyordu.

 “Üç çocuðu varmýþ adamýn, karsý geçen yýl ölmüþ

Adalet evi varmýþ, e maaþlý da adam niye aðlýyorsun?” diyordu annem. Sonra annem “kýzým mutfakta börek var, ayran da yaptým yemeðini ye” dedi. Mutfak koridorun bir ucunda oturma odasý ise diðer uçtaydý, duyamadým konuþtuklarýný. Akþam anneme çok sormak istedim; ama babam boþuna “Sert” demiyordu, büyüklerin laflarý dinlenmezdi, sorsam dinlediðim belli olacaktý, Çerkez tokatý da yemek istemiyordum soramadým. Bir dilim kek, bir tabak sarma götürme bekleyiþlerimden de bir sonuç alamadým. Annem “hemen tabaðý ver gel, iþi gücü var oyalama kadýný” diyordu, Adalet ablanýn da gerçekten hep iþi oluyordu. 

Bir cumartesi günü apartmanýn önüne küçük bir kamyonet dayayýp birkaç hurç ve mutfak eþyasýndan oluþan çeyizini dizdiler Adalet ablanýn. Mahalleli kadýnlarýn “hayýrlý olsun, Allah aðzýnýzýn tadýný bozmasýn”larý arasýnda benim Adalet ablaya öyle bir sarýlýp aðlayýþým vardý ki annem utanarak ve diðer kadýnlara “çok severdi Adalet’i” diye açýklama yaparak zor ayýrdý beni Adalet abladan.

Adalet abla gittikten sonraki hiçbir Cumartesi ayný olmadý ve üç vaktin Pazartesi’si hiç gelmedi. Özgenin babasýnýn tayini Ýzmir’e çýktý. Þanslý diþlek Özge Ýzmir’e yerleþti. Cem de babasýnýn tayini Ereðli’ye çýkan ve o yýl okula gelen Semaya âþýk oldu. Ben de Üniversitenin ilk yýlýnda Cemi unuttum. Üniversiteyi kazandýðým yýl Adalet ablanýn annesi öldü hiç üzülmedim. Adalet ablanýn eve, temizliðe, yemeðe, saatinde verilmesi gereken ilaçlara hapsolmasýnýn sebebi olarak annesini gördüðüm için hiç sevmedim Onu. Bugün bile bu  satýrlarý yazarken her þey gözümün önünden canlý bir þekilde akýp giderken, tüm yüzler, tüm sözler, renkler capcanlýyken Adalet ablanýn annesinin ne yüzü var ne de ismini hatýrlýyorum. Temizlik, yemek ve sorumluluk arasýnda boðulduðu bir evden baþka bir eve, 3 çocuklu bir adama yakýþtýrýldýðý bu hayata annesinin Ona uygun görmediði gür saçlý, yuvarlak suratlý, zayýf bir  oðlandan ayrýlmak zorunda kaldýðý için katlanmak zorunda kalmýþtý. Ölümü de o üç çocuklu sarhoþ  adamýn elinden olmuþtu.

Þimdi mezarýnýn önündeyim, senin söyleyeceðin üç vakitler için bir tabak sarma beklediðim günleri düþünüyorum. Kýrkiki yaþýndayým, 2 çocuðum var, hayatýmýn 3. Dönüm noktasýndayým. Seni hiç unutmadým ve asla unutmayacaðým benim üçüncü vaktim…



ARÞÝV YAZILAR